İKİ HAN
Balkar Halk Hikayesi

Bir zamanlar köyün birinde iki Han yaşarmış. Bu Hanlar sık sık birbirlerine misafirliğe giderlermiş. Her ikisi de çok zenginmiş ve her ikisi de bu zenginliklerinden gurur duyarlarmış.

Bir defasında uzak köylerden birinden bir delikanlı Birinci Hana gelmiş ve şöyle demiş:

- Ben çoban olarak iş istiyorum.

Hana da çoban lazım imiş, delikanlının geldiğine sevinmiş. Han ‘Muhakkak, iyi biridir' diyerek aklından geçirmiş. Delikanlıyı sığır ve koyun sürülerinin yanına götürmüş, ve şöyle demiş:

- İşte benim bütün servetim. Onu gözün gibi koru. Sana güveniyorum!

Sonra evine dönmüş ve huzurlu bir şekilde yaşamaya başlamış, otlaklarda artık gezinmez olmuş. Diğer Han ona gıpta etmiş ve söyle demiş:

- Görüyorum ki, sen derdi tasayı unutup, tamamen huzurlu bir şekilde yaşamaya başlamışsın, otlaklarda artık gezinmiyorsun.

- Evet, diyerek cevaplamış Birinci Han, artık huzurluyum. Yeni çobanım olduğu sürece, sıkıntı yüzü görmem, daha da zengin olurum. Öyle iyi bir delikanlı ki! Sürülerime gözü gibi bakıyor ve asla yalan söylemiyor.

- Peki eğer ben ona yalan söyletirsem, o zaman ne olur? Bana ne verirsin? Diye sorar İkinci Han.

- Eğer ona yalan söyletebilirsen, bütün sürümü sana veririm, ama eğer söyletemezsen sen bütün sürünü bana verirsin, diye cevaplar Birinci Han.

- Anlaştık! der İkinci Han.

Böylece iddiaya tutuşurlar. İkinci Han evine döner, arabayı hazırlamalarını emreder, kendisinin güzeller güzeli kızını arabaya bindirerek, otlağa Birinci Hanın çobanının yanına gider.

- Çobanı selamlarken, Allah sürünü daha da artırsın! der Han.

- Sağ olun, buyurun, hoş geldiniz!- diyerek cevaplar çoban. Ve Hanı kızıyla beraber konuk eder.

- Ben şimdi sizin için bir şeyler hazırlarım, diyerek kesmek için bir koyun alır.

- Hayır, der misafir Han, koyun yemeyeceğim ben, der.

- O zaman sığır keseyim, der çoban.

- Hayır, der misafir Han, sığır da yemeyeceğim. Zaten burada konaklamak ta istemiyorum, der.

Çoban Hanın güzel kızına bakarak: ‘Ne yapsam da onları konaklamaları için ikna etsem?' diye düşünerek şöyle der:

- Peki ne yemek istersiniz başımın tacı misafirim? Ne isterseniz söyleyin, onu hazırlayayım.

- Eğer doru tayı kesersen, kızımla beraber yer ve konaklamak için kalırız, der Han.

Bu doru tay en iyi at sürüsünün lideriydi. Sürünün sahibi Han, bu doru tayla gurur duyar ve onu çok severdi… Ancak misafirin memnun kalması için, iyi karşılamak, iyi ilgilenmek, iyi ağırlamak gerekirdi. Böylece çoban doru tayı keser.

Ertesi gün Han kızıyla beraber evine döner. Sonra komşusu Hana gitmek için yola koyulur. Han'a geldiği zaman şöyle der:

- Haydi bakalım, Han, çağır şu çobanını, bütün sürü yerinde mi, her şey yolunda mı, diye sor bakalım, senin öve öve bitiremediğin çobanın nasıl yalan söylemeye başlayacak, hep birlikte dinleyelim.

Birinci Han çobanı çağırmaları için adamlarını gönderir. Çoban gelirken düşünmektedir: ‘Han sürüsü yerinde mi diye sorduğu zaman, ben ne cevap veririm?' Kendisinin çoban sopasını yere saplayarak, börkünü ona giydirir ve sopayla akıl danışmaya başlar.

- Hana, tay uçurumdan yuvarlandı, derim.

- Bu Hana cevap olamaz, zaten biz de uçurum yok ki, der sopa.

- Hana tayı kurt kaptı, derim.

- Bu da Hana cevap olamaz, lider tay, diğer atları korur, kurt onu kapamaz, der yine sopa.

- Hana, kahrolası bir Han güzeller güzeli kızıyla konaklamaya geldiler. Ben de Hanın iyi ağırlanması gerektiğine karar verdim. Koyun kesmeyi önerdim- istemedi, sığır kesmeyi önerdim- istemedi. Ne istediğini sorduğumda- doru tayı, söyledi. Ancak o zaman konaklayacağını söyledi. O zaman onun için doru tayı kesmem gerekti. Ama bunun dışında sürünün kalanı yerinde ve güvendedir.

- İşte bu Hana cevaptır- der sopa. Sen doğru cevabı buldun. Şimdi korkmadan git.

Çoban börkünü giyer, sopasını alır ve doğru Han'a gider. Han'ın yanına vardığında, otlakta kendisine misafir olan Han'ın oturmakta olduğunu görür. Sürünün sahibi Han sorar:

- Söyle benim şerefli ve dürüst çobanım, yüksek sesle söyle: sürüm yerinde midir, tam mıdır?

Çoban cevap verir:

- Allah'a şükür, doru tay dışında, sürü tamamdır.

Sürü sahibi Han yerinden fırlar ve avaz avaz bağırmaya başlar:

- Ne demek, doru tay yok? Nereye kaybolur benim en sevdiğim tayım?

Çoban cevap verir:

- Olay şöyle oldu. Kahrolası bir Han güzeller güzeli kızıyla çıkageldiler. Ben de Hanın iyi ağırlanması gerektiğine karar verdim. Koyun önerdim- istemedi, sığır önerdim- istemedi. Ne istediğini sorduğumda- doru tayı, söyledi. Ancak o zaman konaklamak için kalacağını söyledi. İşte o zaman doru tayı kesmem gerekti. Ancak sürünün kalanı tamamdır ve güvendedir.

Çoban bu şekilde, sadece doğruyu söyler. Misafir Han susar. Ev sahibi Han sorar:

İşte, benim çobanım yalan mı söylüyor? Ona yalan söyletebildin mi?

- Hayır, söyletemedim. Ben kaybettim, diyerek cevap verir.

İşte böylece O Hanın Birinci Hana bütün sürüsünü, bütün servetini vermesi gerekir.

İşte o zamanlardan beri biz de, dağlarda: ‘Çoban kendi sopasıyla akıl danışır', derler.


Rusça aslından çeviren ( Перевод с Русского Языка ) : isazade

E-Mail: isazade@gmail.com

Orjinal metin (Оригинальный Текст): ‘Halk Hikayeleri (Народные Сказки)', kitabından alınmıştır

www.AfyonKaracay.com


<< artga