|
Tau'ça Comak Korkmaz Mazan |
Türkçesi Korkmaz Mazan |
|---|---|
|
Kayda, kaçan ese da kart zamanlanı bir közüvünde pelivan Mazan deb bir aythılık kişi bolgandı deydile. Mazan gitçelikden ata-anadan da öksüz kalıb, baguşda gardoş kabukla aşay, bir bir de va, kim ne berse anı bla keçine ösgendi. Ahırında va, tau' ellede anñga biröv da tenñglik etalmazça, bir pelivan, batır, akıllı da bolgandı. Mazan aslamısıda agaçda caşagandı. Añga ne zat bolluk edi? Ol aslanlanı, kaplanlanı, ayuvlanı dakol cummak etib, bir canına sızıb ketgendi. Keñg avlaklada ürküb kaçhan kiyikleni cetib sermeb, at boynuna alıb üyge kelivçü edi. Künleni birinde Mazan uvga aylana barıb, serin duppurda kalkıdı. Tüşünde bir bay hannı betine kün tiymegen, etine ayaz kakmagan bir karakaş kızın kördü. Kıznı atı Bulbul, atasını atı Gogutay Han edile. Endi Mazan ketmez sagışha tüşdü. Bulbulnu tüşünde körüb süydü. Aşdan, suvdan Mazan duniyada ne kıyın işni da eterme deb bir aytsa, ol anı ötürük etmegendi. Entda da anı üsüne hıysabsız kıyın bir iş tüşdü. Süymeklikni üsünden atarga ne kadar dert etib küreşse da, bolalmadı. Ahırında: "Ne ölürme da cok bolurma, neda bu tüşnü iyesin tabarma" deb Akburun atın cerledi. Mazannı ol halın halkı algadan oguna sezib edi. Bugün a uzak, kıyın colga atlanıb tebregenin körgenlerinde, 160 cıl caşagan bir bilgiç kart, Mazannı kesine çakırtdı. Mazan da barıb hürmet bla allına süyeldi. Bilgiç kart Mazañga karab: "Mazan, sen meni canım kibik körgen tulpar balamsa desem, ötürük bolmaz. Seni tüş körgeniñgi men ertdeden da bileme. Alay a sagış et. Tüş cukunu bogudu, tüşge iynañgan adamnı cogudu -deb söz bardı. Tüşnü tünde izleb cürüy, seni kibik erleni işi tüldü. Buşuv eterge tüşerse" -deb tiledi. "Bagalı, sıylı bilgiç, sen meni atam kibikse, meni süyüb, aythan sözüñge bereket bersin. Kartlık namısıñg töppemde bolsun. Kertidi, tüşnü barı da bir kibik bolmaydı. Köb tüş körüb, cel bla aşırıb iygenme, alay bu tüş a manñga ne caşavdu, neda ölümdü. Men anı ahırın tabmay koyarga ne az da amalım cokdu" deb bilgiç bla salamlaşıb uzak colga atlandı. Pelivan Mazan bara barıb eki aynı cürüdü. Ullu tüznü kıdırıb agaçha kirdi. Agaçnı tavusub, suvga cetdi, suvdan da ötüb bir calpak sırtha örledi, sırtdan karab, uzakda bir cıltıravuk kal-a'nı kördü. |
Bir yerlerde, bir zaman, eski zamanların birinde yiğit Mazan diye bir meşhur kişi olmuş derler. Mazan küçüklükten annesinden, babasından öksüz kalıp, çöplükte patates kabukları yiyip, kimi zaman da kim ne verirse onunla geçinip büyümüş. Sonunda ise dağ köylerinde ona kimse denk olamayacak şekilde bir yiğit, cesur ve akıllı kişi olmuş. Mazan çoğunlukla ormanda yaşamış. Ona ne olacak idi? O, aslanları, kaplanları, ayıları dael yumağı yapıp, bir tarafa atıp gitmiş. Geniş ovalarda ürküp kaçan geyikleri yetişip yakalayıp, atın sırtına alıp eve gelirdi. Günlerin birinde Mazan ava gittiğinde, serin bir tepede uyukladı. Rüyasında bir zengin hanın, yüzüne güneş ışığı değmemiş, vücuduna rüzgar gelmemiş kara kaşlı kızını görmüş. Kızın adı Bulbul, babasının adı Gogutay Han idi. Şimdi, Mazan gitmez bir düşünceye düştü. Bulbul'u rüyasında görüp sevdi. Yemekten, içmekten kesildi. Mazan dünyada ne zor iş olsa da yaparım diye bir söylese, onu yalan çıkarmamış. Yine de onun üstüne hesap edemeyeceği zor bir iş düştü. Aşkını unutmak için ne kadar uğraşsa da, bolmadı. Sonunda: "Ya ölürüm de yok olurum, ya da bu rüyanın sahibini bulurum" deyip Akburun adlı atını eyerledi. Mazan'in bu halini, halkı önceden itibaren anlamış idi. Bugün ise uzak ve çetin bir yola çıktığını gördüklerinde, 160 sene yaşayan bir bilge yaşlı, Mazan'ı kendisine çağırttı. Mazan da gidip hürmetli bir şekilde karşısında durdu. Bilge yaşlı Mazan'a bakıp: "Mazan, sen benim canım gibi gördüğüm yiğit yavrumsun desem yalan olmaz. Senin rüya gördüğünü ben önceden de biliyorum. Fakat bir düşün. Rüya uykunun bokudur, rüyaya inanan insanın yokudur, diye söz vardır. Rüyayı gerçek hayatta aramak senin gibi erlerin işi değildir. Pişman olursun'' diye diledi. "Değerli, soylu bilge, sen benim babam gibimsin, beni sevip, söylediğin sözüne bereket versin. Yaşlılık namusun başım üzerinde olsun. Doğrudur, rüyanın hepsi de aynı olmuyor. Çok rüya görüp, rüzgarla uğurlayıp gönderdim, fakat bu rüya ise bana ne hayattır, ne de ölüm. Ben onun sonunu bulmadan bırakmaya hiçbir çarem yoktur" deyip bilge ile selamlaşıp uzak yola çıktı. Yiğit Mazan gide gidip iki ay yol aldı. Geniş düzlükleri dolaşıp ormana girdi. Ormanı geçip, ırmağa geldi, ırmaktan da geçip bir yaylanın tepesine tırmandı tepeden bakıp, uzakta bir parlayan kaleyi gördü. |
|
"Ey, kim bardı!" deb söleşdi. Oy, bir zamanda kal'a eki carıldı. Izı bla üç başlı bir mazallı silik emegen
sozula "Ay, col azıgı bolluk, kim eseñg da, sañga çıgama deb ilgenib urdum da kal'a-mı oydum. Seni üyüñg oyulsun, endi uvuçumdan ıçhınıb kayrı barlıksa?" deb cetib cabışdı. Mazan da añga cabışdı. Sildeşib, kaldaşıb tebredile. Tamaşalık başladı. Açuvlanıb bir birin sildegenlerinde, alayda terekle avdula,
Cerni batdırıb teren urula etdile. "Oy, aman, adam ulu" deb emegen Mazannı sildeb tobuklarına kadar cerge batdırdı. "Oy, aman boş bıdır" deb Mazan emegenni urub, kazıknıça, cerge kiyirdi. Izı bla kılıçın suvurub başın taydırırga tebregeninde
emegen
Mazanñga bılay aytdı: "Alay ese, men seni sau' koyayım, aytçı sen manñga ne zat bla boluşluk etallıksa?" "Sen bara barıp eki col ayırılganñga ceterse. Sol col bla bargan, ömürde da ızına kayıtmagandı, oñg col
bla argan Emegen ol söznü bergenden sora, Mazan kılıçın emegenni boynundan aldı. "Men sau' bolub, başhanı boluşluguna kerekli tüyülme, alay kim biledi, kerekli bolsam a ciberirse" deb colga atlandı. Ömürlede adam ayağı tiymegen kiyik, belgisiz cerlede atından tüşüb cuklamay bir aynı cürügendi. At çerini teriligi atını sırtına cabışıb kalgandı. Atını tuyakları va, tavusulub cuvuklarına cetgendile. Barır ceri kayda bolganın, anñga kalay barırın, ol bilmegendi. Allı aylanñgan, közü körgen canına, agaçdı, tavdu, suvdu dep karamay barıb turgandı. Künleni birinde Mazan teren sagışha batıb bara ol bilmegenley anı allına eki atlı tübedile. Salamlaşdıla. "Can cürümegen collanı batır atlısı, sen pelivan Mazan bolur musa?" dedile. "Da hov, men Mazanma." "Da, alay ese, ol da hayır. Biz seni izleb cürügenli, bir ay boldu. İzlegenibizni da aytayık; Gogutay Hannı kızı Bulbul tüşünde seni körüb, süymeklik cüregine tüşgendi. Ol seni üçün avrub cathanlı cıl boladı. Cer üsünde anñga carar darman tabılmaydı. Endi va Bulbulnu süygeni duniyaga tuvgan ese, tabıb, alıb, keligiz deb Gogutay Han bizni cibergendi. Nasıb boldu, endi seni ariuv Bulbulga alıb barayık" dedile. Üçüsü da cel tavuş etib tebredile. Alay a ne fayda. Mazan alanı kimle bolganların sezalmadı. Bara barıb, bir ullu çerekni çağasında azıkga tohtadıla. |
"Hey, kim var!" diye konuştu. Bir zaman sonra kale ikiye yarıldı. Peşi sıra üç başlı kocaman suratsız bir dev uzandığı yerden, bağırıp çıktı: "Vay, yol azığı olacak olan, kimsen de, sana çıkıyorum diye irkilip vurdum da kalemi yıktım. Senin de evin yıkılsın, şimdi avucumdan kurtulup nereye gideceksin?" deyip yetişip yapıştı. Mazan da ona yapıştı. İtişip kakışıp başladılar. Gösteri başladı. Öfkelenip birbirini savurduklarında, oradaki ağaçlar devrildiler, kalenin kalanı da yıkıldı. Yeri göçürüp derin çukurlar yaptılar. "Vay, aman, insanoğlu" deyip dev, Mazan'ı savurup dizlerine kadar yere batırdı. "Vay, aman, şişko" deyip Mazan, devi vurup, kazık gibi, Peşi sıra kılıcını savurup başını kesmeye başladığında dev, "Öyleyse ben seni sağ bırakayım, söyle bakalım sen bana, nasıl yardım edeceksin?" "Sen gide gidip iki yol ayrımına gidersin. Sol taraftaki yola giden, hiçbir zaman geri dönmemiştir, sağ taraftaki yola giden de henüz geriye dönmemiştir. Fakat kim bilir, sen sağ taraftaki yola gidersen geçe bilirsin. Geçemeyip bir zorlukla karşılaşırsan,sen korkma, ben sana yardımcı kuşumu gönderirim" dedi. Dev o sözü verdikten sonra, Mazan kılıcını devin "Ben sağken, başkasının yardımına ihtiyacım yok,
fakat kim Eğerinin derisi atının sırtına yapışıp kalmış. Atının toynakları ise tükenip etine yaklaşmış. Gideceği yerin nerede olduğunu, ona nasıl gideceğini o bilmiyormuş. Döndüğü yöne, gözü gördüğü tarafa, orman, dağ, ırmak demeden gidip durmuş. Günlerin birinde Mazan derin düşüncelere dalmışken Selamlaştılar. "Canlının yürümediği yolların cesur atlısı, sen yiğit Mazan olabilir misin?" dediler. "Evet, ben Mazan'im." "Öyleyse, çok iyi, bu bizim hayrımıza. Biz seni arayıp gezeli, bir ay oldu. Aramamızın sebebini de söyleyelim; Gogutay Han 'in kızı Bulbul seni rüyasında görüp aşık olmuş. O senin için hastalanıp yatalı bir yıla yakın oluyor. Yeryüzünde ona faya edecek ilaç bulunmuyor. Şimdi ise Bulbul'un sevdiği dünyaya doğmuş ise, bulup, alıp, gelin diye Gogutay Han bizi gönderdi. Kısmet oldu, şimdi seni güzel Bulbul'a alıp gidelim" dediler. Üçü de rüzgar gibi hareket ettiler. Fakat ne fayda. Mazan onların kimler olduğunu anlayamadı. Vara-varıp, bir büyük ırmağının kenarın bir şeyler yemek için durdular. Atlarını dinlendirdiler. Sonra Mazan'a şöyle söylediler: |
| "Endi allıbızda ömürlede ızlanmagan kara agaç bardı. Üç kün bla üç keçe atdan tüşmey, azık da aşamay cürürükbüz. Anı sebebli bu keçe bılayda soluyuk.
Karavulsuz catarga ne az da cararık tüyüldü. Mazan konagıbızdı, tınçaysın. Keçe araga deri men saklarma, andan tanñga deri sen saklarsa" deb, ol birsi nögerine onovun bildirdi. Da ne eterik edi? Mazan iynandı, teren cukuga batdı. Alanı birileri da Mazannı katında cukladı. Keçe arada karavul kelib, nögerin uyatdı. Ekisi da kenñgeşdile. Em alga Mazannı közlerine sokur eter darmannı sebdile. Izı bla Akburun atın urlab, ullu suvdan ötdüle. Ketib tebregenlerinde, Akburun açı-açı kişnedi. Alay bolganı üçün, közleri sokur bolgan Mazan cuk da etalmadı. "Akburun! Akburun!" deb kıçırdı. Bolsa da Akburunnu, köbden alıp taşaydıla. Özge madar tabmay, karmala barıb, bir terek tübüne çökdü. Alayda terek şuvuldadı. Cer carıldı. Mazan da cer tübüne ketdi. Sarka barıb, cer tübünde bir eşiklege tiydi. Es cıyıb sora alayda kıçırıknı berdi. "Ay, aman bla kellik, ne tıgırıglaga tıgıla aylanasa? Canıñgdan toyub mu kelgense. Meni Celmavuz bolganımı bilmeymise? Kesiñg da sokur nek bolgansa, bılayga da kalay tüzelib kelgense?" deb bir silik süyeldi. Mazan korkmay haparın añggılatıb aytdı. Ol eki kişini da haparladı. Celmavuz ol eki kişini eşitgenley, közleri ciltinle uçurdula. Avuz kömükleri kaynab, erinlerinden akdıla. "Ala meni kanlı cau'larımdıla. Mañgga kibik sañgga da cau' boldula. Anı üçün men seni aşamay koyayım, cerni başına da çıgarayım. Sen a arı çıkganlay, betiñgi ertdenlik çık bla cuvsañg sau' bolluksa" deb Mazannı cerni üsüne üfkürdü. Mazan kötürülüb cerni başına çıkdı. Çık bla cuvub közlerin sau etdi. Karuv da keldi. Mazan ne eterge bilmey turganlay, duniyanı gürüldetib, bir tüye kuş allında kondu. "Ey, Mazan, sen ökünme! Busagatdan çıgır callı, çıgır kuyruk, üç ayaklı bir kara at ceterikdi, sen añgga minseñg ol seni cau'larıñga eltirikdi" dedi. Ol sagatdan üç ayaklı kara at cel etib cetdi. Mazan añgga miñgenley, ot çakgança tebredi. Ol eki hıylaçını ızlarından cetdi. Mazan kılıçı bla urub alanı hurttag-hurttag etdi. Izı bla üç ayaklı atnı ızına boşlab, kesini Akburun atına
Endi biyagı tulpar Mazan ketib bara keçeça karnı bolgan bir kalın agaçha kirdi. Andan çıgıb, bir da bir hıysabsız danful tüzge cetdi. Ol tüzde kıdırıb bara, bir tamaşa, ak kal-a'nı esledi. Atını ayakları cerni bukusun tuman etib, kalaga cetdi. Seyirsinib karadı. Kal-a'nı kabırgaları adam başladan işlenib, başı adam süyekle bla cabılıb, savut, saba kerekle da tögereginde tot bolub turganların kördü. Batır Mazan anı üçün da korkmadı. "Ey, mında bolgan, eşikge çıg!" deb söleşdi. |
İkisi de istişare ettiler. En önce Mazan'in gözlerine kör edecek ilacı serptiler. Peşi sıra, Akburun adlı atını çalıp, büyükırmaktan geçtiler. Gidip başladıklarında, Akburun acı acı kişnedi. Bunun üzerine, gözleri kör olan Mazan hiçbir şey yapamadı. "Akburun! Akburun!" diye bağırdı. Fakat Akburun'u çoktan alıp gözden kayboldular. Başka çare bulamayıp, dertlenip, bir ağacın altına oturdu. Orada ağaç uğuldadı. Yer yarıldı. Mazan da yerin altına gitti. Giderken yer altında bir kapıya dokundu. Aklını toplayıp sonra orada bağırdı. "Vay, lanet olasıca, hangi deliklere girmeye çalışıyorsun? Canından vaz mı geçip gelmişsin. Benim ejderha olduğumu bilmiyor musun? Kendin de niye kör olmuşsun, buraya nasıl yol bulup gelmişsin?" deyip bir suratsız çıktı. Mazan kormadan hikayesini anlattı. O iki kişiyi de anlattı. Ejderha o iki kişiyi işittiğinde gözlerinden kıvılcımlar çıkardı. Ağzındaki köpükler kabarıp dudaklarından aktılar. "Onlar benim düşmanlanmdırlar. Bana olduğu gibi sana da düşman oldular. Onun için seni ben yemeyip bırakayım, yerin üstüne de çıkarayım. Sen oraya çıkınca, yüzünü sabahki çiy ile yıkarsan iyileşeceksin" deyip Mazan'ı yerin üstüne üfledi. Mazan kaldırılarak yeryüzüne çıkdı. Çiy ile gözlerini yıkayıp gözlerini iyileştirdi. Kuvvet de geldi. Mazan ne yapacağını bilemeyip dururken, büyük bir gürültüyle, bir devekuşu önüne kondu. "Ey Mazan, sen üzülme! Şimdi yelesiz, kuyruksuz, üç O anda üç ayaklı kara at rüzgar estirip geldi. Mazan ona binince ateş gibi hareketlendi. O iki hilekârın peşlerinden yetişti. Mazan kılıcıyla vurun onları parça parça etti. Peşi sıra üç ayaklı atı serbest bırakıp, kendisinin Akburun adlı atına bindi. Şimdi yine yiğit Mazan gide gidip gece gibi karanlık bir
sık Cesur Mazan bundan korkmadı. "Hey, burada yaşayan, kapıya çık!" diye konuştu. |
|
...barganı... |
...devamı... |
| Oy, bir zamanda kal-a' tögerek bumla kelib, bir kabırgası açıldı. İçinden adam uşatalmazça üç mazallı silik avuzların açıb çıkdıla. Mazañga mıllıkların atdıla. Mazan suvurub kılıçın çıgardı. "Aha, adam etden toymagan ciyirgençlile, men ol siz aşavçuladan tülme" deb Akburunnu üslerine boşladı. Alayda bolub, ol sermeşivnü közü körmegen, avuz bla aytılganlıkga va kaydan iynansın. Ol üç celmavuz Mazanñga çabdıla. Avuzlarından calınlı otla çıga, közleri kün közüça kızdıra, kuyrukları bla bulgasala va şıbıla tavuş etdire edile. Mazannı Akburunu tişleri, ayakları cetgen cerni kımıldamazça etdi. Mazan bolat kılıçın sermegen zamanda va kırk metre sozula edi. Alanı murtcugu etib boşaganlay, biyagı kal-a' tögerek burulub suv şorkala kuyuldula. Izı bla şorkalanı tılpuvları cayıla kelib, kararını tuban bolub basdı. Andan sora mıçımay, kal-a'nı başına kesi bir karış, sakalı miñg karış hıynıçı çıkdı. Sakalından bir tüknü aldı. Bir cılannı da, ol tüknü da küydürüb cerge atdı. Ol sagat özen askerden tolub kaldı. "Ay, bu palahnı artı kaçan bollukdu" deb biyagı Akburunñga mindi. Kılıçın cıltıratıb, askerni arasına siñgdi. Üç kün bla üç keçeni soluv almay sermeşdi. Ahırında barın da kırıb, asker başçı bla kişilikni sınarga tüşdü. Ol cerni tebdirip, bulgaşa, sermeşe, sildeşe eki künnü küreşdile. Ahırında Mazan anı da kısıb, süyeklerin bir birge kiyirib atdı, başın da taydırdı. Anı alay körgende, kesi bir karış, sakalı miñg karış, açuvlanıb küküredi, kıçırıb: "Ey, meni eki hıylaçım, kayda kalgansız! Siz etalmagan zat cok edi. Bu col sizge ne palah boldu? Meni adam başladan işleñgen kal-a'm oyuldu, celmavuzlarım öldüle, askerlerim kırıldıla. Endi sermeşüv kesime cetdi" deb kal-a'nı başından Mazannı üsüne sekirib çaçından uvuçladı.
"Ma eki hıylaçıñgı da colda öltürüb keleme. Kal-a'nı açhıçları kaydadıla, ayt! Aytmasañg, başıñgı alama" dedi. "Birinçi üyüm açıkdı. Arı kirseñg , kabırgada tagılıb turgan kara tülkü tonnu hurcununda bolurla, açhıçla barısıda cüzcetidile" dedi. Andan sora Mazan anı sakalından tutub, sızıb ciberdi. Ol a barıb cerge tüşgende, kuvukça cırtılıb atıldı. Endi Mazan açhıçlanı alıb, otovlanı tintib tebredi. Otovla bir birisinden alamat nakut-nalmasladan işlenñgen, içlerinde altın töbele künça carıtıb tura edile. Mazan eşikleni aça barıb, em artındagına cetgende, açı tavuşla eşitdi. Eşikni guzaba açıb kirgeninde, şıncırla bla baylanıb turgan eki ariuv
|
Bir zaman sonra kale daire şekline dönerek bir duvarı açıldı. İçinden insanın bir şeye benzetemeyeceği üç tane kocaman suratsız ağızlarını açıp çıktılar. Mazan 'a atıldılar. Mazan savurup kılıcını çıkardı. "Aha, insan etinden doymayan iğrençler, ben o sizin yediklerinizden değilim" deyip Akburun'u üstlerine doğru sürdü. Orada olup, o kavgayı görmeyen, ağızla anlatılana nasıl inansın. O üç ejderha Mazan'a saldırdılar. Ağızlarından alevli ateşler çıkarıyor, gözleri güneş gibi kızdırıyor, kuyrukları ile dolansalar yıldırım sesi çıkarıyor idiler. Mazannı Akburun'u dişlerinin, ayaklarının yettiği yerleri kımıldamayacak şekilde yaptı. Mazan çelik kılıcını salladığı zaman ise kırk metre uzuyordu. Onların pestilini çıkarıp bitirdikten sonra, yine kale daire çekline dönüp su dalgaları döküldüler. Peşi sıra dalgaların buharı yayılıp karanlık sis haline geldi. Ondan sonra hemen, kalenin başına kendisi bir karış, sakalı bin karış büyücü çıktı. Sakalından bir tüy aldı. Bir yılanı ve o tüyü yakıp yere koydu. O anda vadi askerlerden doluverdi. "Vay, bu belaların arkası ne zeman gelecek" deyip Akburun'a bindi. Kılıcını parlatıp, askerlerin arasına daldı. Üç gün üç gece nefes almadan savaştı. Sonuda hepsini öldürüp, sıra askerlerin komutanıyla kavgaya geldi. Yeri sarsıp, dövüşüp, mücadele edip iki gün uğraştılar. Sonunda Mazan onu da sıkıştırıp, kemiklerini birbirine giydirip attı, başını da kesti. Bunu böyle gördüğünde, kendisi bir karış sakalı bin karış, öfkelenip kükredi, bağırıp: "Ey benim iki hilekarım, nerede kadınız! Sizin yapamayacağınız şey yok idi. Bu sefes size ne bela geldi? Benim insan kafataslarından inşa edilmiş kalem yıkıldı, ejderhalarım öldüler, askerlerim yok oldular. Şimdi savaşmak bana düştü" deyip kalenin başından Mazan'ün üzerine atlayıp saçından avuçladı. Mazan onu yakaladı. Sakalını bir eliyle tutup yere vurdu. "Al, iki hilekarını da yolda öldürüp geliyorum. Kalenin anah-tarları nerede söyle! Söylemezsen, başını keseceğim" dedi. "Birinci evim açıktır. Oraya girersen, duvarda takılıp duran kara tilki kürkünün cebinde olacak, anahtarların hepsi yüz yedi tanedir" dedi. Ondan sonra, Mazan onun sakalından tutup, fırlatıp gönderdi. O da havada uçup yere düştüğünde kehribar gibi parçalanıverdi. Şimdi, Mazan anahtarları alıp, odaları araştırmaya başladı. Odalar birbirinden muhteşem elmaslarla bezenmiş, içlerinde altın tepeleri güneş gibi parlayıp duruyorlar idi. Mazan kapıları açarak en sonundakine geldiğinde, ağlama sesleri duydu. Kapıyı aceleyle açıp girdiğinde, zincirlerle bağlanmış halde iki güzel kızı gördü. Kızlar, Mazan'ı gördüklerinde, daha da ağlamaya başladılar. "Ey, yer melekleri, ben sizin niçin ağladığınızı biliyorum, ağlamayı artık bırakın. Bu kale sizin gibilerin kemiklerinden, kafataslarından inşa edilmiştir. Şimdi korkmayın, kurtulacaksınız" dedi. |
"Ay, canıñga kurman bolayık, sen ol aşhılıknı bizge etseñg, biz seni şapalarıñg, ne da egeçleriñg bolurbuz. Ne da saylab biribizni katınñga alırsa" deb calındıla. "Ugay, men sizni ekigizni da egeçle eteme. Meni süygen kızım bardı. Men anı izleb aylanama. Men ne ölürme ne da anı tabarma. Siz a men sizge kelginçi, bu haramnı mülkünden aşab, caşay turuguz. Endi bu kal-a'da siz korkar zat cokdu" deb kızlanı temir şıncırların kılıç bla kesib boşladı.
Ala va, kün çıgışda Taymaz patçahnı kızları edile. Erikgenlerin keterirge gül baçhaga çıgıb, altın gullada zemzem suv bla cuvuna turganlay, urlanıb kalgandıla. Ekisi da şaşmay bir surat kibik edile. Tamadaları Almaz, gitçeleri Nalmaz edi. Kızlanı bolganları kara kültüm bolub, karıvsuzdan atlab cürüyalmay, Mazan da alanı kaydan urlañganların sora turganlay, cerni titiretib bir cel tavuş çıkdı. Mazan çartlab eşikge çıkdı. Uzakda bir hıysabsız ullu saruvbekni kördü. Kılıçın suvurub anñga tebredi. Kızla cıladıla. "Barma" dedile. "Ugay, alkın men cavdan korkmaganma, andan da korkmam" deb cel kelgen canına cürüdü. Saruvbek anı körüb, içine tartdı. Mazannı ayakları cerni tutmadıla. Cel bla çulgana barıb, kılıçı, kesi da saruvbekni içine taşayıb ketdile, kızla cılab karadıla. Bir kesekden Mazan saruvbekni kabırgasın teşib tışına çıkdı. Kesi avub agıldı. Saruvbek da mıçımay ölüb soylandı. Saruvbekni uvu Mazannı sanlarına cayılgan edi. Kızla Mazannı kala'ga eltdile. Toguz kazannı sütden tolturdula. Kıyırdan başlab, Mazannı kazanlaga közüv-közüv salıb bardıla. Mazannı salganlay, segiz kazannı sütü uyub kaldıla. Toguzunçu kazañga salganlarında süt türlenmedi. Sora Mazannı sav bolganın bildile. Ma ol sagatçıkda ol biyagı bilgiç kuş cel etdirip keldi. Mazanñga bılay aytıb başladı: "Busagatdan kızlanı saklarga maymul asker keledi. Askerni başçısı aslandı. Alanı sanñga ma ol kıyın künüñgde boluşurga aythan emegen cibergendi." Mıçımayın maymul askerin alıb aslan Mazannı allında tohtadı.
"Men kelginçi saklarsız!" deb atlandı. Bara bara colda ullu seyirlik korkuvlaga tübey, bir ayrı töbege mindi. Tögerekge karab, bir sarı kal-a' kördü. Kal-a' taba tartıb, cuvuk kısılganda, tögeregi tamaşa ariuv buruv, içinde miñgle bla cıyılgan adamlaru kördü. Halknı arasında altın tohananı üsünde bir küntiymez ariuv kıznı da esledi. |
"Ay, sana kurban olalım, sen o iyiliği bize yaparsan, biz senin hizmetçilerin veya kızkardeşlerin oluruz. Ya da seçip birimizi karılığa alırsın" deyip yalvardılar. "Hayır, ben sizin ikinizi de kızkardeş yapıyorum. Benim sevdiğim kız vardır. Ben onu arayıp geziyorum. Ben ya ölürüm, ya da onu bulurum. Siz de ben gelinceye kadar bu günahkarın malından yiyip yaşayıp bekleyin. Şimdi bu kalede sizin korkacağınız bir şey yok" deyip kızları demir zincirlerini kılıçla kesip serbest bıraktı. "Eh, kızkardeşlerim, şimdi ben sizin kimler olduğunuzu öğrenip gideyim, söyleyin " dedi. Onlar ise, doğuda Taymaz adlı padişahın kızları idiler. Sıkıntılarını gidermek için gül bahçesine çıkıp, altın havuzda zemzem suyuyla yıkanırken kaçırılmışlar. İkisi de aynen birbirlerine benziyorlardı. Büyüğünün adı Almaz, küçüğünün adı Nalmaz idi. Kızların her tarafı morarmış halde, güçsüz kalıp yürümeyecek durumdaydı, Mazan onların nereden kaçırıldıklarını sorurken, yeri sarsıp bir rüzgar sesi geldi. Mazan atılıp kapıya çıktı. Uzakta koskocaman bir yılan gördü. Kılıcını savurup ona doğru atıldı. Kızlar ağladılar. "Gitme" dediler. "Hayır, henüz ben düşmandan korkmadım, bundan da korkmam" deyip rüzgarın geldiği tarafa yürüdü. Yılan onu görüp, içine çekti. Mazan'in ayaklan yere basamadı. Rüzgarla sürüklenip gidip, kılıcı, kendisi de yılanın içinde kaybolup gittiler, kızlar ağlayıp baktılar. Kısa bir süre sonra Mazan yılanın bedenini delip dışarıya çıktı. Kendisi devrilip düştü. Yılan da hemen ölüp devrildi. Yılanın zehiri Mazan'in vücuduna geçmiş idi. Kızlar, Mazan'ı kaleye götürdüler. Dokuz kazanı sütle doldurdular. Kenardan başlayıp, Mazan'ı kazanlara sıra sıra soktular. Mazan'ı koyunca sekiz kazan mayalandı. Dokuzuncu kazana koyduklarında sütte bir değişme olmadı. Sonra Mazan'ın iyileştiğini anladılar. İşte o anda, yine o bilge kuş rüzgar gibi geldi. Mazan'a böyle söyleyip başladı: "Az sonra kızları korumak için maymun askerler gelecek. Askerlerin komutanı arşlarıdır. Onları sana işte bu zor gününde yardım edeceğini söyleyen dev gönderdi." Biraz sonra maymun askerlerini alıp arslan, Mazan'in karşısında durdu. "Ey, kahramanların kahramanı, cesurların cesuru, yiğitlerin yiğidi, yeryüzünü rüzgar gibi gezdin. Şaşılacak işleri yapıp gösterdin. Sen bizim yardımımıza muhtaç değilsin, fakat öyle dahi olsa, dev bizi senin emrine gönderdi. Emir senden, verdiğin emri yerine getirmek bizden" dedi maymun askerlerin komutanı. Şimdi, Mazan kızlara güzelce konuştu, peşi sıra maymun askerlerin komutanına kızları emanet edip: "Ben gelinceye kadar korursunuz!." deyip yola çıktı. Gide gidip yolda büyük korkulu anlar yaşayıp, tek bir tepeye çıktı. Çevresine bakıp, bir sarı kale gördü. Kaleye doğru gidip yakınlaştığında çevresi çok güzel çevrilmiş, içerisinde binlerce insanın toplandığını gördü. Halkın arasında altın tahtın üstünde bir güneş ışığı değmemiş güzel kızı da fark etti. |
"Aha, camagat, bu tamaşa nedi, nek cıyılgansız?" deb sordu. Sabır bol, tamaşanı körürse" dedile. Halk tul-tuban, bir birine al bermey, boyunların sozub, kızga karaydıla. Kıznı atası Gogutay Han camagatnı allına çıgıb bılay söleşdi: Ol sav bolsa edi, bugün bılayda bolmay amali cok edi. Annga köre meni üç cigitlik şartım bardı, alanı tolturgan cigitni kesime küyöv eterikme" dedi. "Birincisi; Ak maralnı savlay tutub kelgenne. Ekincisi; bir şiyakıda alkın duniyada bolmagan bir seyirlik küzgü bardı, anı alıb kelgenne. Üçüncüsü; Suv anası Saruvbekni öltürgenne." Mazan kesin tanıtmay, hanna da bildirmey, tavlaga atlandı. Ol boluşuvçu kuş ak maralnı tutub Mazanna berdi. Mazan anı Akburunnu boynuna salıb kaytdı. Eltib hanna savga etdi. Anı ızmdan şiyakıda küzgüge barganda, ullu kıyınlıklaga kaldı. Bolsa da biyagı kuşnu boluşlugu bla küzgünü kuthardı. Uçurub keltirip, anı da hanna berdi. Endi Mazan ol ahır zaman suv anası saruvbekge bardı. Mazan saruvbekni alay tınç ofilayallık tül edi. Alay biyagı kuş kelib, saruvbekni kökge alıb ketib, cerge boşlaganlay, saruvbek cerge cagılıb kaldı. Sora suv da elge boşlandı. Suv üç kün bla üç keçeni kan cugu bolub akdı. Elni adamı tamaşaga barıb, suvga karaydıla. Hannı kızı Bulbulnu kulagı zuvuldaydı, burnu da süyünedi, kesi kesine bılay ayhb söleşdi: "Bu ne tamaşadı, biz hanlık cerleribizde, bıllay aythılık cigit eşitmegen edik. Meni süygenim ol keşi oguna bolmaz mı? Tüşümde körgenimde anı on kaşını üsünde cigitlik tamgası bar Men anı çakırıb, betine bir karayım" deb caşha üç keleci iydi. Mazan a kelib kıznı körgenley oguna süygen kızı bolganm bilib, alay a kişige bildirmey, bir kart katında konak bolub tura edi. Endi süygen kızı çakırganda va, ayhay, tartdırıb, bir birini kolların tutdula. Kız bek alga caşnı kaş başına karadı, ol tüşünde körgen tamgasın endi tününde da kördü. Esi azayıb, caşnı üsüne avdu. Caş kıznı tutdu, cıgılırga koymadı. İgi kesekden kız es aydı, ak betine kızıl nür çaba başladı. Tili büldürgü ete, bılay aytdı: "Men kaydama, manna ne bolgandı. Meni kolumdan tutub turgan sen kimse? Közlerim, sen Mazansa deydile, cüregim a iynanmaydı. Aytçı sen manna! Ekisinden kaysını konagısa." "Bulbul, canım, men ekisine da konakma. Men seni izleb, cerni üşün kıdırdım. Agaçlanı ötdüm col tabmay, tüzleni kıdırdım suv tabmay. Ahırında |
"Hey,millet, bu gösteri nedir, niçin toplandınız?" diye sordu. "Sabret, gösteriyi görürsün" dediler. Halk toz duman içinde, birbirinin önüne geçip, boyunlarını uzatıp, kıza bakıyorlar. Kızın babası Gogutay Han halkın karşısına çıkıp böyle konuştu: "Millet, benim kızım dünyada olmayan bir yiğidi rüyasında görüp aşık olmuş. Onun yüzünden güzelliği, görünüşü, sağlığı da kalmadı. O yiğit ya bu dünyada doğmadı, ya da bir yiğitlik sırasında ölmüşe benziyor, veya arayıp benim kızımı bulamayıp dolaşıyor. O sağ olsa idi, bugün mutlaka burada olurdu. Ona göre benim üç yiğitlik şartım var, onları yerine getiren yiğidi kendime damat yapacağım dedi. "Birincisi; ak maralı sağ yakalayıp tutup getirene. kincisi; bir örende henüz dünyada olmayan bir muhteşem ayna var, onun alıp getirene. Üçüncüsü; Su Tanrıçası timsahını öldürene." Mazan kendisini tanıtmayıp, hana da farkettirmeyip, dağlara gitti. Yardımcı kuş, ak maralı yakalayıp Mazan'a verdi. Mazan onu Akburun'un boynuna koyup döndü. Götürüp hana hediye etti. Onun peşinden örendeki aynaya gittiğinde büyük zorluklarla karşılaştı. Fakat yine aynı kuşun yardımıyla aynayı kurtardı. Uçup getirip onu da hana verdi. Şimdi Mazan o ahir zaman Su tanrıçası timsaha gitti. Mazan timsahı öyle kolay yenemeyecekti. Fakat, aynı kuş gelip, timsahı gökyüzüne alıp gidip, yere bırakınca, timsah yere yapışıp kaldı. Sonra su da köye aktı. Su üç gün üç gece kanla karışık aktı. Köyün adamları gidip suya bakıyorlar. Hanın kızı Bulbul'un kulağı uğulduyor, burnu da kaşınıyor, kendi kendine böyle söyleyip konuştu: "Bu ne ihtişam, biz hanlığımızın topraklarında böyle meşhur yiğit duymamıştık. Benim aşık olduğum bu olmasın? Rüyamda gördüğümde onun sağ kaşının üstünde yiğitlik damgası var idi. Ben onu çağırıp yüzüne bir bakayım" deyip delikanlıya üç elçi gönderdi. Mazan gelip kızı görünce onun sevdiği kız olduğunu anlayıp, fakat kimseye bildirmeyip, bir yaşlı kadında misafir kalıyordu. Simdi, sevdiği kız çağırdığında ise elbette ki birbirlerinin kollarından tuttular. Kız ilk önce delikanlının kaşının üstüne baktı, rüyasında gördüğü damgayı şimdi gerçek hayatta da gördü. Bayılıp delikanlının üzerine yığıldı. Delikanlı kızı yakaladı, düşmesine izin vermedi. Epey bir zaman sonra kız kendine geldi, beyaz yüzüne kan geldi. Dili peltekleşip böyle söyledi: "Ben neredeyim, bana ne oldu. Benim elimden tutan, sen kimsin? Gözlerim, sen Mazan 'sın diyorlar, yüreğim ise inanamıyor. Söyle sen bana! kisinden hangisinin misafirisin." "Bulbul, canım, ben ikisine de misafirim. Ben seni arayıp, yeryüzünü dolaştım. Ormanları geçtim yol bulamayıp, düzlükleri gezdim su bulamayıp. Sonunda |
seni tabıb, közüne iynak, cüregine konak boldum" deb Mazannı pelivan kölü çıdamay, köz caşlarm tökdü. Mazanna karab Bulbul da cıladı. Endi caşnı kim bolganı mıçımay Gogutay Hanna açık bilindi. Han caşnı kesine çakırtdı. Allına barıb: "Ey, ömürlede da comaklada da aytıllık, cer üsünü cigiti" deb han Mazannı katı kucakladı. zleb turgan küyövlügün tabıb kuvandı. Mıçımayın bütöv tört canına adamla iyib, halknı çakırtdı. Duniyada bolmagan tamaşa toy, oyun etib, ariuv Bulbulnu Mazanfia berdi. Gogutay Hannı elinde anı kızı Bulbulnu ertdeden süyüb turgan bir caş bar edi. Mazanfia anı kanı kaynab edi, dert cetdirirge de tab zamannı saklay edi. Mazan Bulbulnu alıb bir bölek zaman ozgandan sora, tuvgan curtuna kaytır niyetni aldı. Halk cıyılıb, ketme deb katı tiledi. Bolsa da tohtamay col köl aldı. Han küyövüne bla kızına sansız köb hazna, ırıshı berdi. Aşırırga asker berdi. Askerge ol kıznı süygen caşnı onovçu etdi. Ol caşnı va üç antlı nögeri bar edi. Ertdenlikde Mazan, Bulbul, tüyele bla köb hazna alıb, colga çıkdıla. Asker da ala bla tebredi. Kim bilsin, nença çakırım bardıla, nença kün cürüdüle, keçe tohtay, kündüz cürüy, ahırında bir tavlanı eteklerine cetib, keçe konuşha tohtadıla. Asker başçını esine aman oyum tüşdü. Mazannı barmay kalmazın bilib, ma bılay aytdı: "Ma bu eki tavnu arasından korkuvlu cer duniyada cokdu. Ma ol çerde meni atamı acirin sıyırıb, kesin da dump etip koygandıla. Ol çerde mannılayında cannız közü bla bir adam aşavçu bardı deydile. Anı horlar, duniyada zat cokdu. Ol keşi horlansa da alay a anı eki egiz caşı bardıla, alanı horlar cer üsünde zat cokdu" dedi. "Da alay ese, asker da, Bulbul da bılayda soluy turşunla, biz a ekibiz da ol zalimlege barayık" dedi Mazan. Caş unamadı. "Ekibizden biribiz mında kalmasak caramaz" dedi. Mazan ol haparnı eşitgende, tözalmadı. Atın koyub, savutlanıb cayavlay tavga tartıb ketdi. Cannız köz emegenni çerine cetdi. Capısmdan kün ciyirgenib muthuz bolgan, bir adam aşavçu üsüne çıkdı. Kıçırıb cerni tebdirdi. Izı bla Mazangga tebredi. "Oy, aman çiybıdır" deb Mazan kılıçm suvurub, anı üsüne kesin atdı. Köb da mıçımay ol amannı hobustaça tuvradı. Sora agaç üylege barıb tohtadı, kıçırık tavus eşitdi. Uruga karadı, bir emegen katmnı kördü. Katın andan tiledi: "Oy, meni balam, sen meni mmdan çıgarsang men sannga etmezlik aşhılık cokdu. Eki kızım bar edi, bu canngız köznü eki caşı ekisin tilegendile da, men a bermegenme, keltirib bu uruga athandıla." Mazan katmnı urudan çıgardı. Katın çâbıb barıb, bir terek butakdan toguz açhışnı alıb, Mazanna berdi. |
seni bulup, gözüne hoş, yüreğine misafir oldum " deyip Mazan kendini tutamayıp göz yaşlarını döktü. Mazan'a bakıp Bulbul da ağladı. Şimdi delikanlı- nın kim olduğu derhal Gogutay Han'a bildirildi. Gogu- tay Han, delikanlıyı kendisine çağırttı. Karşısına gidip: "Ey, bütün zamanlarda, masallarda anlatılacak, yeryü- zünün yiğidi" deyip han, Mazan'ı sıkıca kucakladı. Arayıp durduğu damadını bulup sevindi. Zaman ge- çirmeden dört bir tarafa adamlar gönderip halkı topladı. Dünyada olmamış bir muhteşem düğün, eğelence yapıp, güzel Bulbul'u Mazan'la evlendirdi. Gogutay Han'ın ülkesinde, onun kızı Bulbul'u eskiden beri seven bir delikanlı vardı. Mazan 'a kötülük yapmak için fırsat kolluyordu. Mazan, Bulbul'la evlenip bir zaman geçtikten sonra, doğduğu yurduna dönmeye karar verdi. Halk toplanıp, gitme diye ısrar etti. Fakat o bu fikrinden vazgeçmedi. Han, damadı ile kızına sınırsız denecek kadar çok hazine, servet verdi. Uğurlamak için askerler tahsis etti. Askerlerin başına da, kızını gizlice seven delikanlıyı getirdi. O delkanlının üç yakın arkadaşı vardı. Sabahleyin erkenden Mazan, Bulbul, develerle çok hazine alıp yola çıktılar. Askerler de onlarla birlikte yola çıktı. Kim bilsin, ne kadar uzak yol gittiler, ne kadar gün yürüdüler, gece durup, gündüz yürüyüp, sonunda bir dağın eteğine gelip gece kamp kurmak için durdular. Askerlerin başının aklına kötü fikirler geldi. Mazan'in duramayacağını bildiğinden şöyle söyledi: " şte bu iki dağın arasındaki korkunç yer dünyada yoktur. şte o yerde benim babamın aygırını alıp, kendisini ortadan yok edivermişler. O yerde alnında tek gözü olan ve insan yiyen biri var diyorlar. Onu yenecek varlık dünyada yoktur. O yenilse bile onun iki tane ikiz oğlu var, onları yenecek varlık yeryüzünde yoktur" dedi. "Peki, öyleyse, askerler de, Bulbul da burada dinlene dursunlar, biz ikimiz de o zalimlerin yanına gidelim" dedi Mazan. Delikanlı kabul etmedi. " kimizden birimiz burada kalmazsa olmaz" dedi. Mazan o hikayeyi duyduğunda, dayanamadı. Atını bırakıp, silahlanıp, yaya olarak dağa çekip gitti. Tek gözlü devin yerine geldi. Görünüşünden tiksinerek güneşin donuklaştığı bir insan yiyici karşısına çıktı. Bağırıp yeri titretti. Peşi sıra Mazan'a doğru ilerledi. "Vay. iğrenç şişko" deyip Mazan kılıcını sallayıp onun üzerine atıldı. Fazla zaman geçmeden onu lahana gibi doğradı. Sonra ahşay evlere gidip durdu, bağırma sesi duydu. Kuyuya baktı, bir dev kadını gördü. Kadın ondan diledi: "Ey, benim yavrum, sen beni buradan çıkarırsan ben sana yapamayacağım iyilik yoktur. İki kızım var idi, bu tek gözün iki oğlu ikisini istemişti de ben ise vermemiştim, getirip bu kuyuya attılar." Mazan kadını kuyudan çıkardı. Kadın koşup gidip, bir ağaç dalından dokuz anahtarı alıp, Mazan'a verdi. |
"Alanı toguz üyleri bardı, segizin aç, toguzunçusun açma" deb üyüne ketdi. Mazan eşikleni aça barganda, tözalmay toguzunçunu da açdı. Anda ak budaydan aşay turgan bir kara acirni kördü. Kara acirni tezgegin aşay turgan bir ak acirni da kördü. Sekirib ak acirge minib arbazga çıkdı. Ol sagat biyagı katın cetdi. Mazanna bir aşık, bir tarak, bir küzgü berdi da: "Egizle kara acirge minib seni kuvarla. Çete tebresele, aşıknı colga atarsa, ol alanı çırmar. Ekinci kere taraknı atarsa. Sora bolgan işleni körürse" deb aşırdı. Mazan ak acirni üsünde cel urganca tebredi. Bir bölek zamandan sora, cerni tebdirib kelgen bir ahır zamannı eşitdi. Ak acir atlamlarm bir çakırımga sozub başladı. Ne alamat terk barsa da, kara acirden kutulalmazın bildi. Mazanga: "Aşıknı colga at!" dedi. Mazan atdı. Aşık ullu kaya bolup süyeldi. Bir bölek zamandan biyagı kara acirni şuvuldab kelgenin esledi. Sora taraknı colga atdı. Tarak smcır tavla bolup tizildi. Anı bla da biraz çırmadı. Dagıda birazdan kara acir körüne tebredi, endi ak acir Mazanna aytdı: "Endi sen manna ışanma. Men arıb onsuz bolganma. Küzgünü artına atmay, allına at!" dedi. Mazan küzgünü allına athanlay, teren tenniz boldu da kaldı. Ak acir avuz kömüklerin köpür etib, tennizni üsü bla baradı. Kara acir da köpürnü kıyırına mindi. Mazan kaçıb ala sürüb keledile. Ala Mazannı cetib, iş sermeşüvge cetse, Mazannı kırkarıkdıla. Alanı kılıçları cavnu sermegen zamanda, künlük colga sozulgandıla. Mazanda va allay kılıç cok edi. Mazannı cıymında kalgan atı ol korkuvnu bilib, tohtavsuz kişneb, tavga karab, ayaklan bla cerni kazıb, dıgalas etedi. Bulbul anı körüp, guzaba boldu. Anı boş kişnemegenin bildi. Sekirib Akburunfia mindi, şuvuldab Mazannı kelir colu taba çabdı. Mazannı kaçıb kelgenin, anı ızmdan kara acirni üsünde emegen caş Mazannı sürüb kelgenin kördü. Bulbul muştuhul cetib, Akburunnu Mazanna berdi. Mazan arıgan ak acirden tüşüb, Akburunfia mindi. Akburun kişneb havaga kötürüldü. Sora enişge sekirib, eki al ayagı bla urub, köpürnü buzdu. Ol zamanda kara acir da tennizge batdı. Ak acir alayda dump boldu, nesin da kişi bilmedi. Mazan bla Bulbul da kaytıb cıyılganlarma keldile. Endi Mazannı aşıra kelgen askerni artha kaytarır cerge cetgen edile. Köb aşhı sözle aytıb Mazan alanı artha kaytardı. Tüyele bla hapçük keltirgenle va kaytırık tül edile. Mazan bla Bulbul tüyeleri bla birça alaydan atlanıb ketedile da, cürüy barıb, tenniz çagasında keçe konuş saladıla. Alayda atlanı tüyeleni da hansha boşlaydık. Atçıla gözet etedile. Mazan a çille cabıvlu şatırnı kurub, savutun, sabasın da bir canına taşlab, Bulbul bla satırda catadı. |
"Onların dokuz evi vardır, sekizini aç, dokuzuncusunu açma" deyip evine gitti. Mazan kapılan kapılan açıp giderken dayanamayıp dokuzuncusunu da açtı. Orada beyaz buğdaydan yiyen bir kara aygırı gördü. Kara aygırın tezeğini yiyen bir ak aygır daha gördü. Sıçrayıp ak aygıra binip avluya çıktı. O sırada tekrar o kadın geldi. Mazan'a bir aşık kemiği, bir tarak, bir ayna verdi: " kizler kara aygıra binip seni kovalarlar. Yetişmeye başladıklarında aşık kemiğini yola atarsın, o onları karıştırır. kinci defa tarağı atarsın. Sora olacak işleri görürsün " deyip uğurladı. Mazan ak aygırın üstün rüzgar gibi gitti. Bir zaman sonra yeri sarsıp gelen bir kıyamet alameti hissetti. Ak aygır adımları bir kilometre kadar uzatmaya başladı. Ne kadar hızlı gitse de, kara aygırdan kurtulamayacağını hissetti. Mazan'a: "Aşık kemiğini yola ati" dedi. Mazan attı. Aşık kemiği büyük bir kaya olup dikildi. Bir zaman sonra yine kara aygırın hızla geldiğini fark etti. Sonra tarağı yola attı. Tarak sıra dağlar olup dizildi. Onunla biraz engelledi. Yine biraz sonra kara aygır görünmeye başladı, sonra ak aygır Mazan 'a söyledi: "Şimdi sen bana güvenme. Ben yorulup güçsüz kaldım. Aynayı geriye atmayıp, önüne at!" dedi. Mazan aynayı önüne atınca, derin bir deniz oluverdi. Ak aygır salyalarını köpürtüp denizin üstüyle gider. Kara aygır da köprünün kenarına çıktı. Mazan kaçıp onlar kovalayıp geliyorlar. Onlar Mazan'a yetişip, iş kavgaya gelirse, Mazan'a alt edecekler. Onların kılıçları düşmana savrulduğu zaman bir günlük mesafe kadar uzuyorlarmtş. Mazan da ise öyle kılıç yok idi. Mazan 'in kafilesinde kalan atı bu korkunç durumu anlayıp, durmadan kişneyip, dağa bakıp, ayaklarıyla yeri kazıp uğraşıyordu. Bulbul onu görüp endişelendi. Onun boşuna kişnemediğini anladı. Sıçrayıp Akburun 'a bindi, hızla Mazan'in gelecek yolu tarafına doğru koşturdu. Mazan 'in kaçıp geldiğini, onun peşinden kara aygırın üstünde dev delikanlının Mazan 'ı kovalayıp geldiğini gördü. Bulbul sürüp yetişip Akburun 'u Mazan 'a verdi. Mazan yorulan ak aygırdan inip Akburun'a bindi. Akburun kişneyip şahlandı. Sonra aşağı sıçrayıp iki ön ayağıyla vurup köprüyü parçaladı. Bunun üzerina kara aygır denize gömüldü. Ak aygır orada yok oldu, onun hakkında kimse bir şey anlayamadı. Mazan ile Bulbul dönüp kafilelerine geldiler. Artık, Mazan 'ı uğurlayıp gelen askerlerin geri dönüş yoluna varmışlardı. Çok güzel söyler söyleyip Mazan onları geri gönderdi. Develerle eşya getirenler ise geri dönmeye- ceklerdi. Mazan ile Bulbul develeriyle oradan hareket edip gidiyorlar ve gide gidip deniz kenarında geceleyin kamp kurmak duruyorlar. Orada atları ve develeri otlamaları için serbest bırakıyorlar. At bakıcıları bekçilik yapıyorlar. Mazan ise ipek örtülü çadırı kurup, silahlarını bir tarafa atmış halde Bulbul ile çadırda yatıyor. |
Alay bolsa da şatır alaga ogurlu bolmaydı. "Işannan başnı it aşar" degença boldu. Bulbulnu ertdeden süyüb, endi va Mazanna dert tutub turgan ol asker başçı ızına ketib kalmagan edi. Ol Bulbulnu urlar üçün, kesini üç nögeri bla tab zamannı izlep cürüy edi. Anı va endi tabdı. Ol asker başçı üç nögeri bla tennizni çagasına kelib turganlay, tennizni carıtıb bir keme ketdi. Kemeni tamadası ol asker başçını antlı tenni bolub tübeşdile. Kuvanıb salamlaşdıla. Kemeni kaburgasına "Tennizçi abrek- le" cazılıb edi. Asker başçı kemeni tamadasmdan tiledi: "Gogutay Hannı men süyüvçü kızm, Bulbulnu tulpar Mazan algandı. Biz da alanı aşıra kelgenbiz. Ma bılay arlakda konuş salıb turadıla. Haznasını hıysabı cokdu. Berne baylıgm siz alıgız, kıznı va men alırca boluşluk etigiz" deb baş urdu. Arsarlık bolmadı. Ol savutlanıb turgan tennizçi abrekle keçe arada Mazannı satırına çabdıla. Katı cuklab turganın tabdıla. Savut, sabasın ol tabmazça etdile. Mazan ilgenib uyandı, üsüne kelib süyelgen palahnı kördü. Savut-sabaga karmaşdı, tapsan koyma. Endi bolur boldu. Cüz çaklı abrek basmıb, kolların ayakların katı bayladıla. Bütev haznasın, kesin da kemege kuyub ketdile. Ariuv Bulbulnu da ol asker başçı zor bla atha salıb, dump etib tasaydı. Nögerleri da anı bla ketdile, kim bilsin kayrı eltdile. Ol abrekle Mazannı alıp ketib, satuv cürügen bir uzak ayrıkamda tohtadüa. Bazarga patçahnı savdügerçileri hapçük alırga keldile. Kemede bolgan haznanı kördüle. Bir da kaldırmay haznanı satıb aldıla. Savdügerçile Mazannı körgenlerinde, anı aythılık ötgür cigitligin közlerinden bildile. Ullu baga berib aldıla. Kesin da eltib patçahnı arbazma kuvanıb saldıla. Patçah Mazannı körgende, bek ullu kuvandı. Uzak cerlege iyerge közü kıymadı. Arba- zmda atçı etdi. Patçahnı anna derici de bi atçısı bar edi, endi ekev boldula. Mazan at orunçu bolgan ogay, patçahnı da patçahı bolurça saylama kişi edi. Anna tenlik etib kim bolallık edi? Ol terk oguna adamlıgın körgüztdü. Patçahnı kızı, Mazannı körür üçün, at orunnu allı bla ozub, gül tahtalarına cürüvçü, Mazan bla da söleşüvçü boldu. Mazannı atçı nögeri ol işleni kün sayın köre turdu. Zarlandı. Patçahha til etib, Mazannı kıstatır akılnı aldı. Bir kün atçı, patçahha bardı. Allında iyildi: "Kızın ol satılıb alınnan atçını süyedi. Kün sayın at orunda anı bla uşag etedi. Ol aman adamdı, anı arbazmdan taydırsan igi bolur edi, men anı adam işlerin sanna kuru da ayta turganma" dedi. "Ugay, ol igi işlegen atçıdı, anna söz cokdu, alay kızımı allay aman zatı bar ese va tıyarma" deb koydu. Comaknı ogarlagında eki kıznı maymul asker saklab kalgandı deb ozgan edik. Bulbul ol haparnı |
Fakat, çadır onlara uğurlu gelmiyor. "Güvenilen başı köpek yer" demiş gibi oldu. Bulbul'u eskiden beri seven, şimdi ise Mazan'a düşman olan o askerlerin başı geriye dönmemişti. O, Bulbul'u kaçırmak için, üç arkadaşıyla birlikte uygun zamanı kollayıp hareket ediyordu. Onu da şimdi buldu. O komutan, üç arkadaşıyla birlikte denizin kenarına geliklerinde bir gemi denizi aydınlatıp gitti. Geminin kaptanı, komutanın yakın arkadaşıydı, karşılaştılar. Sevinip selamlaştılar. Geminin gövdesinde "Deniz Haydutları" yazıyordu. Komutan, geminin kaptanından diledi: "Gogutay Han'ın, benim sevdiğim kızı Bulbul'u Mazan aldı. Biz de onları uğurlamak için geldik. şte şu yakınlarda kamp kurup bekliyorlar. Hazinenin haddi hesabı yok. Çeyiz hazinesini siz alın, kızı da benim almam için yardım edin" deyip teklif etti. Bir sıkıntı, tereddüt çıkmadı. Silahlanmış durumdaki deniz haydutları gece yarısı Mazan'in çadırını bastılar. Derin uykuya daldığını gördüler. Silahlarını o bulamayacak şekilde yok ettiler. Mazan irkilip uyandı, üzerine tutulan silahı gördü. Silahlarına bakındı, bulursan bırakma. Şimdi olacaklar oldu. Yüz kadar haydut saldırıp ellerini ayaklarını sıkıca bağladılar. Bütün hazineyi, kendisini de gemiye koyup gittiler. Güzel Bulbulu da, o komutan zorla atına alıp ortadan kayboldu. Arkadaşları da onunla birlikte gittiler, kim bilsin nereye gittiler. O haydutlar, Mazan'ı alıp gidip, ticaret yapılan uzak bir adada durdular. Pazara, padişahın tüccarları eşya almaya geldiler. Gemideki hazineyi gördüler. Hiçbir şey bırakmayıp hazineyi satın aldılar. Tüccarlar, Mazan'ı gördüklerinde, onun yiğit biri olduğunu gözlerinden anladılar. Çok para verip onu satın aldılar. Kendisini de padişahın bahçesine sevinip bıraktılar. Padişah, Mazan'ı gödünce çok sevindi. Uzak yerlere göndermeye gözü kıymadı. Bahçesinde seyis yaptı. Padişahın yine başka bir seyisi daha vardı, şimdi iki tane oldular. Mazan seyis olmak şöyle dursun, padişahlar padişahı olmaya layık bir kişi idi. Ona denk kim olabilirdi? O hemen kişiliğini gösterdi. Padişahın kızı, Mazan'ı görmek için, at ahırının önünden geçip, gül bahçesine gitmeye, Mazan'la konuşmaya başladı. Mazan'in seyis arkadaşı ise bu durumu her gün görüyordu. Kıskandı. Padişah'a gammazlayıp, Mazan'ı kovudurmayı planladı. Bir gün seyis, padişaha gitti. Önünde eğildi: "Kızın o satılıp alınan seyisi seviyor. Her gün at ahırında onunla sohbet ediyor. O kötü bir adamdır, onu bahçenden kovarsan iyi olurdu, ben onun yaptıklarını sana sürekli bildiririm" dedi. "Hayır, o iyi çalışan bir seyistir, ona söz yok, fakat kızımın böyle kötü huyu var ise engellerim" dedi. Masalın yukarısında, iki kızın, maymun askerler tarafından korundunu anlatıp geçmiştik. Bulbul bu hikayeyi |
Mazandan eşitgen edi, kalayda bolganlarm da bilgen edi. Endi bu tört adam Bulbulnu urlab bara, ol maymul asker bolgan cerge cetgenlerin Bulbul bildi. Sora ma bılay aytdı: "Bu çerde bir da alamat bir bay kal-a' bardı. Ol kal-a'da eki ariuv kız caşaydı. Biz ol kal-a'da caşayık, ekisin eki nögerine alayık, birine da tabarıkma. Men a endi senden çıgıb kimge barlıkma" deb aldadı. Ala ol kal-a'ga bardıla. Kertida ala bay caşavga batdık dedile. Bulbul terk oguna maymul askerni başçısı aslanna barıb, işni bolumun başından ayagına deri açıklab berdi. Ol sagatdan aslan alaga maymul askerleni boşlab, hurttak- hurttak etdirdi. Endi ol eki kızga Bulbulda koşulub, Mazannı saklaydı. Mazan a at orunnu kürevçü bolub turadı. Künleni birinde patçahnı kızı bavga kirib, Mazan bla kuş-muş ete turganların ol biyagı atçı kördü, ol sagatdan til eterge kıznı atasına kuvuldu. Kız da anı bilib, ızmdan cetdi, atılıb atasını ayaklarına cıgıldı. "Ma, patçah, kördünmü? Ol satıla aylannan itni allay bir eterin men bilib aytıvçu edim" dedi atçı Mazanria ayavsuz kozuta. Kız cendirmedi: "Ugay atam" dedi, "At orunnu kürevçü manna namıssız söz aytmagandı. Ol manna bir söz aythandı da, men anı üçün cüreksinib cılayma." "Sen cılarça ol sanna ne söz aythandı?" deb sordu patçah. "Men bir kal-a'da eki egiz kıznı palahdan kutharıb kelgenme, sen alaga bir bek uşaysa, egeçle zat bolurmusuz?" deb sorgan edi. Patçah ol haparnı eşitgenley, kesilgen terekça avub soylandı. Tab ma alayda bolurça edi. Ol eki egiz kız bu patçahnı kızları bolub urlannandıla. Bir talay cılnı ol alanı izleb, cerni üşün kıdırgandı, tabmagandı. Endi va ol haparnı eşitgende, alanı esgerib, hannı esi avdu. Bir bölek zamandan sora, patçah ayazıdı. "Barıgız ol atçıga taza kiyimle kiydirib, manna alıb keligiz! Ötürük aytsa cerge kömerme, kerti aytsa va, hazna bla bölerme" dedi. Mazannı omak kiyindirib patçahha alıb keldile. Patçah kızlanı haparlarm bek tintib sordu. Mazan kızlanı sıfatların, kaydan urlannanlarm, kimni kızları bolganları, busagatda kayda turganların da aytdı. Ol sagatdan patçah ullu asker kuradı. Mazannı askerge başçı etdi. Mazan keşi bla birge satılıb kelgen Akburun atma mindi. Asker bir talay künden sora gürüldeb, maymul askerge cetdi. Bulbulnu da, eki egiz kıznı da salamat tabdıla. Bulbulnu urlaganlanı coyulganların bildile. Bir talay künnü eki asker da oynab, kef etib boşagandan sora, kızlanı Bulbulnu da alıb, asker ızma kaytdı. Maymul asker da salamlaşıb ayırıldı. Eki egiz kız savlay atalarma keldile. Patçah duniyada bolmagan toy, kurmanlık etdi. Ol tilçi atçısın öltürdü. Mazannga ömürüne bolur çaklı hazna berdi. Bir talay asker bla üyüne aşırdı. Mazan tüşünde körgenin tününde tabdı. Eline kelgende, |
Mazan'dan duymuştu, nerede olduklarını da öğrenmişti. Şimdi, bu dört kişi, Bulbul'u kaçırıp giderken, maymun askerlerin olduğu yere geldiklerini Bulbul anladı. Sora işte böyle söyledi: "Burada çok güzel bir yer var. Bu kalede iki güzel kız yaşıyor. Biz o kalede yaşayalım, iki kızı iki arkadaşına alalım, birini de ben bulacağım. Ben ise şimdi senden kaçıp kime gideceğim" deyip kandırdı. Onlar o kaleye gittiler. Gerçekten müreffeh bir hayat bulduk dediler. Bulbul hemen maymun askerlerin komutanı arslana gidip durumu başından sonuna kadar anlattı. Hemen, arslan, onlara, maymun askerleri gönderip, paramparça ettirdi. Artık, o iki kıza Bulbul da katılıp Mazan 'ı bekliyorlar. Mazan ise at ahırını küreyip duruyor. Günlerin birinde padişahın kızı ahıra girip, Mazan ile sohbet ettiklerini o seyis gördü, hemen gammazlamak için kızın babasına gitti. Kız da bunu anlayıp, peşinden yetişti, koşup babasının ayaklarına kapandı. " şte, padişahım, gördün mü? O satılmış köpeğin ne yapacağını ben anlayıp söylüyordum" dedi seyis, Mazan'a tahrik ettirip. Kız kabul etmedi: "Hayır baba" dedi, "At ahırını temizleyen bana kötü bir söz söylemedi. O bana bir söz söyledi de, ben ona içimi çekiş ağlıyorum." "Senin ağlaman için o sana ne söyledi?" diye sordu padişah. "Ben bir kalede iki ikiz kızı beladan kurtarıp geldim, sen onlara çok benziyorsun, kızkardeş olabilir misiniz?" diye sormuş idi. Padişah bunu duyunca kesilen ağaç gibi devrildi. Gerçekten de böyle olması gerekirdi. O iki ikiz kız bu padişahın kızları olup, kaçırılmış idiler. Birçok yıllar o onları arayıp, yeryüzünü dolaştı, bulamadı. Şimdi ise bu hikayeyi duyduğunde, bunu hatırlayıp, han bayıldı. Bir zaman sonra padişah ayıldı. Gidin o seyise yeni elbiseler giydirip bana alıp geliniz! Yalan söylüyorsa yere gömerim, doğru söylüyorsa hazineyle donatırım" dedi. Mazan 'ı güzelce giydirip padişaha alıp getirdiler. Padişah kızların hikayesini ayrıntılı sordu. Mazan kızların görünüşünü, nereden kaçırıldıklarını, kimiz kızları olduklarını, şimdi nerede olduklarını da anlattı. Hemen padişah büyük bir ordu hazırladı. Mazan 't ordunun komutanı yaptı. Mazan kendisiyle birlikte satılıp alınan Akburun adlı atına bindi. Ordu birkaç günden sonra maymun askerlerin olduğu yere vardı. Bulbul'u, iki ikiz kızı sağ salim buldular. Bulbul'u kaçıranların öldürüldüğünü anladılar. Birkaç gün ordu eğlence düzenleyip eğlendikten sonra, kızları, Bulbul'u da alıp, ordu geriye döndü. Aiaymun askerlerle de selamlaşvp ayrıldı. ki ikiz kız sağ salim babalarına geldiler. Padişah dünyada görülmemiş bir düğün yaptı, kurbanlar kesti. Gammazcı seyisini öldürdü. Mazan'a ömrünce yetecek kadar hazine verdi. Birçok askerle birlikte evine uğurladı. Mazan rüyasında gördüğünü gerçek hayatta buldu. Köyüne geldiğinde, |
annga etilgen alamatlık, kuvançnı va kişi aytıb boşayalmaz. Ol kuvançha assın seyir etib, kararga bolub, aşar, içer zaman tabmadım ansı, anda menda bolganedim. |
ona yapılan karşılamayı, o mutluluk anını, kimse anlata- anlata bitiremez. Öyle ki, etrafımdaki o mutluluk anını seyretmekten, yemeye içmeye fırsatım olmadı. Yoksa bende ordaydım. |
www.AfyonKaracay.com