<< artga

Tau'ça Comak

Korkmaz Mazan

Türkçesi

Korkmaz Mazan


Bolganmıdı, bolmaganmıdı, anı körgen adam cokdu, alay haparı va unutulmay bugün da aytıladı.

Kayda, kaçan ese da kart zamanlanı bir közüvünde pelivan Mazan deb bir aythılık kişi bolgandı deydile.

Mazan gitçelikden ata-anadan da öksüz kalıb, baguşda gardoş kabukla aşay, bir bir de va, kim ne berse anı bla keçine ösgendi.

Ahırında va, tau' ellede anñga biröv da tenñglik etalmazça, bir pelivan, batır, akıllı da bolgandı.

Mazan aslamısıda agaçda caşagandı. Añga ne zat bolluk edi? Ol aslanlanı, kaplanlanı, ayuvlanı dakol cummak etib, bir canına sızıb ketgendi.

Keñg avlaklada ürküb kaçhan kiyikleni cetib sermeb, at boynuna alıb üyge kelivçü edi.

Künleni birinde Mazan uvga aylana barıb, serin duppurda kalkıdı.

Tüşünde bir bay hannı betine kün tiymegen, etine ayaz kakmagan bir karakaş kızın kördü.

Kıznı atı Bulbul, atasını atı Gogutay Han edile.

Endi Mazan ketmez sagışha tüşdü.

Bulbulnu tüşünde körüb süydü. Aşdan, suvdan
ayırıldı.

Mazan duniyada ne kıyın işni da eterme deb bir aytsa, ol anı ötürük etmegendi.

Entda da anı üsüne hıysabsız kıyın bir iş tüşdü.

Süymeklikni üsünden atarga ne kadar dert etib küreşse da, bolalmadı. Ahırında:

"Ne ölürme da cok bolurma, neda bu tüşnü iyesin tabarma" deb Akburun atın cerledi.

Mazannı ol halın halkı algadan oguna sezib edi.

Bugün a uzak, kıyın colga atlanıb tebregenin körgenlerinde, 160 cıl caşagan bir bilgiç kart, Mazannı kesine çakırtdı. Mazan da barıb hürmet bla allına süyeldi.

Bilgiç kart Mazañga karab:

"Mazan, sen meni canım kibik körgen tulpar balamsa desem, ötürük bolmaz. Seni tüş körgeniñgi men ertdeden da bileme. Alay a sagış et. Tüş cukunu bogudu, tüşge iynañgan adamnı cogudu -deb söz bardı. Tüşnü tünde izleb cürüy, seni kibik erleni işi tüldü. Buşuv eterge tüşerse" -deb tiledi.

"Bagalı, sıylı bilgiç, sen meni atam kibikse, meni süyüb, aythan sözüñge bereket bersin. Kartlık namısıñg töppemde bolsun. Kertidi, tüşnü barı da bir kibik bolmaydı. Köb tüş körüb, cel bla aşırıb iygenme, alay bu tüş a manñga ne caşavdu, neda ölümdü. Men anı ahırın tabmay koyarga ne az da amalım cokdu" deb bilgiç bla salamlaşıb uzak colga atlandı.

Pelivan Mazan bara barıb eki aynı cürüdü.

Ullu tüznü kıdırıb agaçha kirdi.

Agaçnı tavusub, suvga cetdi, suvdan da ötüb bir calpak sırtha örledi, sırtdan karab, uzakda bir cıltıravuk kal-a'nı kördü.


Olmuş mudur, olmamış mıdır, onu gören adam yoktur,
fakat hikayesi ise unutulmadan, bugün bile anlatılmaktadır.

Bir yerlerde, bir zaman, eski zamanların birinde yiğit Mazan diye bir meşhur kişi olmuş derler.

Mazan küçüklükten annesinden, babasından öksüz kalıp, çöplükte patates kabukları yiyip, kimi zaman da kim ne verirse onunla geçinip büyümüş.

Sonunda ise dağ köylerinde ona kimse denk olamayacak şekilde bir yiğit, cesur ve akıllı kişi olmuş.

Mazan çoğunlukla ormanda yaşamış. Ona ne olacak idi? O, aslanları, kaplanları, ayıları dael yumağı yapıp, bir tarafa atıp gitmiş.

Geniş ovalarda ürküp kaçan geyikleri yetişip yakalayıp, atın sırtına alıp eve gelirdi.

Günlerin birinde Mazan ava gittiğinde, serin bir tepede uyukladı.

Rüyasında bir zengin hanın, yüzüne güneş ışığı değmemiş, vücuduna rüzgar gelmemiş kara kaşlı kızını görmüş.

Kızın adı Bulbul, babasının adı Gogutay Han idi.

Şimdi, Mazan gitmez bir düşünceye düştü.

Bulbul'u rüyasında görüp sevdi. Yemekten, içmekten kesildi.

Mazan dünyada ne zor iş olsa da yaparım diye bir söylese, onu yalan çıkarmamış.

Yine de onun üstüne hesap edemeyeceği zor bir iş düştü.

Aşkını unutmak için ne kadar uğraşsa da, bolmadı. Sonunda:

"Ya ölürüm de yok olurum, ya da bu rüyanın sahibini bulurum" deyip Akburun adlı atını eyerledi.

Mazan'in bu halini, halkı önceden itibaren anlamış idi.

Bugün ise uzak ve çetin bir yola çıktığını gördüklerinde, 160 sene yaşayan bir bilge yaşlı, Mazan'ı kendisine çağırttı. Mazan da gidip hürmetli bir şekilde karşısında durdu.

Bilge yaşlı Mazan'a bakıp:

"Mazan, sen benim canım gibi gördüğüm yiğit yavrumsun desem yalan olmaz. Senin rüya gördüğünü ben önceden de biliyorum. Fakat bir düşün. Rüya uykunun bokudur, rüyaya inanan insanın yokudur, diye söz vardır. Rüyayı gerçek hayatta aramak senin gibi erlerin işi değildir. Pişman olursun'' diye diledi.

"Değerli, soylu bilge, sen benim babam gibimsin, beni sevip, söylediğin sözüne bereket versin. Yaşlılık namusun başım üzerinde olsun. Doğrudur, rüyanın hepsi de aynı olmuyor. Çok rüya görüp, rüzgarla uğurlayıp gönderdim, fakat bu rüya ise bana ne hayattır, ne de ölüm. Ben onun sonunu bulmadan bırakmaya hiçbir çarem yoktur" deyip bilge ile selamlaşıp uzak yola çıktı.

Yiğit Mazan gide gidip iki ay yol aldı.

Geniş düzlükleri dolaşıp ormana girdi.

Ormanı geçip, ırmağa geldi, ırmaktan da geçip bir yaylanın tepesine tırmandı tepeden bakıp, uzakta bir parlayan kaleyi gördü.


Cel urganca şuvuldab barıb, kal-a'nı allında tohtadı:

"Ey, kim bardı!" deb söleşdi. Oy, bir zamanda kal'a eki carıldı.

Izı bla üç başlı bir mazallı silik emegen sozula
kıcıray çıkdı:

"Ay, col azıgı bolluk, kim eseñg da, sañga çıgama deb ilgenib urdum da kal'a-mı oydum. Seni üyüñg oyulsun, endi uvuçumdan ıçhınıb kayrı barlıksa?" deb cetib cabışdı. Mazan da añga cabışdı. Sildeşib, kaldaşıb tebredile.

Tamaşalık başladı.

Açuvlanıb bir birin sildegenlerinde, alayda terekle avdula,
kal'a-nı kalganı da oyuldu.

Cerni batdırıb teren urula etdile.

"Oy, aman, adam ulu" deb emegen Mazannı sildeb tobuklarına kadar cerge batdırdı.

"Oy, aman boş bıdır" deb Mazan emegenni urub, kazıknıça, cerge kiyirdi.

Izı bla kılıçın suvurub başın taydırırga tebregeninde emegen Mazanñga bılay aytdı:

"Ey, adam ulu, horlanñgan duşmannı başın keserge seni kibik bılay cigit tulparga ayıb bolmaz mı? Sen meni öltürmey koy, seni cürügen coluñgda bir kıyınlık tüşse, boluşurma" dedi.

"Alay ese, men seni sau' koyayım, aytçı sen manñga ne zat bla boluşluk etallıksa?"

"Sen bara barıp eki col ayırılganñga ceterse. Sol col bla bargan, ömürde da ızına kayıtmagandı, oñg col bla argan
da alkın ızına kayıtmagandı. Alay a kim biledi, sen oñg col bla barsañg ötalırga da bolursa. Ötalmay bir kıyınlıkga tübegeniñg bolsa va,sen korkma, men sanñga boluşuvçu kuşumu iyerme" dedi.

Emegen ol söznü bergenden sora, Mazan kılıçın emegenni boynundan aldı.

"Men sau' bolub, başhanı boluşluguna kerekli tüyülme, alay kim biledi, kerekli bolsam a ciberirse" deb colga atlandı. Ömürlede adam ayağı tiymegen kiyik, belgisiz cerlede atından tüşüb cuklamay bir aynı cürügendi.

At çerini teriligi atını sırtına cabışıb kalgandı. Atını tuyakları va, tavusulub cuvuklarına cetgendile.

Barır ceri kayda bolganın, anñga kalay barırın, ol bilmegendi.

Allı aylanñgan, közü körgen canına, agaçdı, tavdu, suvdu dep karamay barıb turgandı.

Künleni birinde Mazan teren sagışha batıb bara ol bilmegenley anı allına eki atlı tübedile.

Salamlaşdıla.

"Can cürümegen collanı batır atlısı, sen pelivan Mazan bolur musa?" dedile.

"Da hov, men Mazanma."

"Da, alay ese, ol da hayır. Biz seni izleb cürügenli, bir ay boldu. İzlegenibizni da aytayık; Gogutay Hannı kızı Bulbul tüşünde seni körüb, süymeklik cüregine tüşgendi. Ol seni üçün avrub cathanlı cıl boladı. Cer üsünde anñga carar darman tabılmaydı. Endi va Bulbulnu süygeni duniyaga tuvgan ese, tabıb, alıb, keligiz deb Gogutay Han bizni cibergendi. Nasıb boldu, endi seni ariuv Bulbulga alıb barayık" dedile.

Üçüsü da cel tavuş etib tebredile. Alay a ne fayda.

Mazan alanı kimle bolganların sezalmadı.

Bara barıb, bir ullu çerekni çağasında azıkga tohtadıla.
At solutdula.

Sora Mazanñga bılay aytdıla:


Rüzgar gibi gidip kalenin önünde durdu:

"Hey, kim var!" diye konuştu. Bir zaman sonra kale ikiye yarıldı.

Peşi sıra üç başlı kocaman suratsız bir dev uzandığı yerden, bağırıp çıktı:

"Vay, yol azığı olacak olan, kimsen de, sana çıkıyorum diye irkilip vurdum da kalemi yıktım. Senin de evin yıkılsın, şimdi avucumdan kurtulup nereye gideceksin?" deyip yetişip yapıştı. Mazan da ona yapıştı. İtişip kakışıp başladılar.

Gösteri başladı.

Öfkelenip birbirini savurduklarında, oradaki ağaçlar devrildiler, kalenin kalanı da yıkıldı.

Yeri göçürüp derin çukurlar yaptılar.

"Vay, aman, insanoğlu" deyip dev, Mazan'ı savurup dizlerine kadar yere batırdı.

"Vay, aman, şişko" deyip Mazan, devi vurup, kazık gibi,
yere soktu.

Peşi sıra kılıcını savurup başını kesmeye başladığında dev,
Mazan'a böyle söyledi:

"Ey, insanoğlu, yenilen düşmanının başını kesmek senin gibi böyle yiğit kişiye ayıp değil midir? Sen beni öldürmeden bırak, senin gittiğin yolda bir zorlukla karşılaşırsan yardım ederim " dedi.

"Öyleyse ben seni sağ bırakayım, söyle bakalım sen bana, nasıl yardım edeceksin?"

"Sen gide gidip iki yol ayrımına gidersin. Sol taraftaki yola giden, hiçbir zaman geri dönmemiştir, sağ taraftaki yola giden de henüz geriye dönmemiştir. Fakat kim bilir, sen sağ taraftaki yola gidersen geçe bilirsin. Geçemeyip bir zorlukla karşılaşırsan,sen korkma, ben sana yardımcı kuşumu gönderirim" dedi.

Dev o sözü verdikten sonra, Mazan kılıcını devin
boynundan çekti.

"Ben sağken, başkasının yardımına ihtiyacım yok, fakat kim
bilir, ihtiyacım olursa gönderirsin" deyip yola koyulmuş. Yüzyılllarca insan ayağının değmediği, vahşi, belirsiz yerlerde atından inip, uyumayıp, bir ay yürümüş.

Eğerinin derisi atının sırtına yapışıp kalmış. Atının toynakları ise tükenip etine yaklaşmış.

Gideceği yerin nerede olduğunu, ona nasıl gideceğini o bilmiyormuş.

Döndüğü yöne, gözü gördüğü tarafa, orman, dağ, ırmak demeden gidip durmuş.

Günlerin birinde Mazan derin düşüncelere dalmışken
aniden onun önüne iki atlı çıkmış.

Selamlaştılar.

"Canlının yürümediği yolların cesur atlısı, sen yiğit Mazan olabilir misin?" dediler.

"Evet, ben Mazan'im."

"Öyleyse, çok iyi, bu bizim hayrımıza. Biz seni arayıp gezeli, bir ay oldu. Aramamızın sebebini de söyleyelim; Gogutay Han 'in kızı Bulbul seni rüyasında görüp aşık olmuş. O senin için hastalanıp yatalı bir yıla yakın oluyor. Yeryüzünde ona faya edecek ilaç bulunmuyor. Şimdi ise Bulbul'un sevdiği dünyaya doğmuş ise, bulup, alıp, gelin diye Gogutay Han bizi gönderdi. Kısmet oldu, şimdi seni güzel Bulbul'a alıp gidelim" dediler.

Üçü de rüzgar gibi hareket ettiler. Fakat ne fayda.

Mazan onların kimler olduğunu anlayamadı.

Vara-varıp, bir büyük ırmağının kenarın bir şeyler yemek için durdular. Atlarını dinlendirdiler.

Sonra Mazan'a şöyle söylediler:


"Endi allıbızda ömürlede ızlanmagan kara agaç bardı.
Üç kün bla üç keçe atdan tüşmey, azık da aşamay cürürükbüz. Anı sebebli bu keçe bılayda soluyuk.
Karavulsuz catarga ne az da cararık tüyüldü. Mazan konagıbızdı, tınçaysın. Keçe araga deri men saklarma,
andan tanñga deri sen saklarsa" deb, ol birsi nögerine onovun bildirdi. Da ne eterik edi? Mazan iynandı, teren cukuga batdı. Alanı birileri da Mazannı katında cukladı. Keçe arada karavul kelib, nögerin uyatdı.

Ekisi da kenñgeşdile.

Em alga Mazannı közlerine sokur eter darmannı sebdile. Izı bla Akburun atın urlab, ullu suvdan ötdüle. Ketib tebregenlerinde, Akburun açı-açı kişnedi. Alay bolganı üçün, közleri sokur bolgan Mazan cuk da etalmadı.

"Akburun! Akburun!" deb kıçırdı.

Bolsa da Akburunnu, köbden alıp taşaydıla. Özge madar tabmay, karmala barıb, bir terek tübüne çökdü. Alayda terek şuvuldadı. Cer carıldı. Mazan da cer tübüne ketdi. Sarka barıb, cer tübünde bir eşiklege tiydi. Es cıyıb sora alayda kıçırıknı berdi.

"Ay, aman bla kellik, ne tıgırıglaga tıgıla aylanasa? Canıñgdan toyub mu kelgense. Meni Celmavuz bolganımı bilmeymise? Kesiñg da sokur nek bolgansa, bılayga da kalay tüzelib kelgense?" deb bir silik süyeldi.

Mazan korkmay haparın añggılatıb aytdı.

Ol eki kişini da haparladı.

Celmavuz ol eki kişini eşitgenley, közleri ciltinle uçurdula. Avuz kömükleri kaynab, erinlerinden akdıla.

"Ala meni kanlı cau'larımdıla. Mañgga kibik sañgga da cau' boldula. Anı üçün men seni aşamay koyayım, cerni başına da çıgarayım. Sen a arı çıkganlay, betiñgi ertdenlik çık bla cuvsañg sau' bolluksa" deb Mazannı cerni üsüne üfkürdü. Mazan kötürülüb cerni başına çıkdı.

Çık bla cuvub közlerin sau etdi. Karuv da keldi.

Mazan ne eterge bilmey turganlay, duniyanı gürüldetib, bir tüye kuş allında kondu.

"Ey, Mazan, sen ökünme! Busagatdan çıgır callı, çıgır kuyruk, üç ayaklı bir kara at ceterikdi, sen añgga minseñg ol seni cau'larıñga eltirikdi" dedi.

Ol sagatdan üç ayaklı kara at cel etib cetdi.

Mazan añgga miñgenley, ot çakgança tebredi.

Ol eki hıylaçını ızlarından cetdi.

Mazan kılıçı bla urub alanı hurttag-hurttag etdi.

Izı bla üç ayaklı atnı ızına boşlab, kesini Akburun atına
mindi.

Endi biyagı tulpar Mazan ketib bara keçeça karnı bolgan bir kalın agaçha kirdi. Andan çıgıb, bir da bir hıysabsız danful tüzge cetdi. Ol tüzde kıdırıb bara, bir tamaşa, ak kal-a'nı esledi. Atını ayakları cerni bukusun tuman etib, kalaga cetdi. Seyirsinib karadı. Kal-a'nı kabırgaları adam başladan işlenib, başı adam süyekle bla cabılıb, savut, saba kerekle da tögereginde tot bolub turganların kördü.

Batır Mazan anı üçün da korkmadı.

"Ey, mında bolgan, eşikge çıg!" deb söleşdi.


"Şimdi önümüzde şimdiye değin geçilemeyen kara orman var. Üç gün üç gece attan inmeden, yemek bile yemeden yol gideceğiz. Bu sebepten bu gece burada dinlenelim. Gözcüsüz yatmak hiç işimize gelmez. Mazan misafirimizdir, dinlensin. Gece yansına kadar ben beklerim, ondan sonra sabaha kadar sen beklersin" deyip öteki arkadaşını fikrini bildirdi. Peki ne yapacaktı? Mazan inandı, derin uykuya daldı. Onların biri de Mazan'in yanında uyudu. Gece yarısında gözcü gelip arkadaşım uyandırdı.

İkisi de istişare ettiler.

En önce Mazan'in gözlerine kör edecek ilacı serptiler. Peşi sıra, Akburun adlı atını çalıp, büyükırmaktan geçtiler. Gidip başladıklarında, Akburun acı acı kişnedi. Bunun üzerine, gözleri kör olan Mazan hiçbir şey yapamadı.

"Akburun! Akburun!" diye bağırdı.

Fakat Akburun'u çoktan alıp gözden kayboldular. Başka çare bulamayıp, dertlenip, bir ağacın altına oturdu. Orada ağaç uğuldadı. Yer yarıldı. Mazan da yerin altına gitti. Giderken yer altında bir kapıya dokundu. Aklını toplayıp sonra orada bağırdı.

"Vay, lanet olasıca, hangi deliklere girmeye çalışıyorsun? Canından vaz mı geçip gelmişsin. Benim ejderha olduğumu bilmiyor musun? Kendin de niye kör olmuşsun, buraya nasıl yol bulup gelmişsin?" deyip bir suratsız çıktı.

Mazan kormadan hikayesini anlattı.

O iki kişiyi de anlattı.

Ejderha o iki kişiyi işittiğinde gözlerinden kıvılcımlar çıkardı. Ağzındaki köpükler kabarıp dudaklarından aktılar.

"Onlar benim düşmanlanmdırlar. Bana olduğu gibi sana da düşman oldular. Onun için seni ben yemeyip bırakayım, yerin üstüne de çıkarayım. Sen oraya çıkınca, yüzünü sabahki çiy ile yıkarsan iyileşeceksin" deyip Mazan'ı yerin üstüne üfledi. Mazan kaldırılarak yeryüzüne çıkdı.

Çiy ile gözlerini yıkayıp gözlerini iyileştirdi. Kuvvet de geldi.

Mazan ne yapacağını bilemeyip dururken, büyük bir gürültüyle, bir devekuşu önüne kondu.

"Ey Mazan, sen üzülme! Şimdi yelesiz, kuyruksuz, üç
ayaklı bir kara at gelecek, sen ona binersen o seni düşmanlarına götürecek" dedi.

O anda üç ayaklı kara at rüzgar estirip geldi.

Mazan ona binince ateş gibi hareketlendi.

O iki hilekârın peşlerinden yetişti.

Mazan kılıcıyla vurun onları parça parça etti.

Peşi sıra üç ayaklı atı serbest bırakıp, kendisinin Akburun adlı atına bindi.

Şimdi yine yiğit Mazan gide gidip gece gibi karanlık bir sık
ormana girdi. Oradan çıkıp, alabildiğince geniş bir bozkıra geldi. O bozkırda giderken, görkemli bir beyaz kaleyi fark etti. Atının ayakları yeri tozlatıp kaleye ulaştı. Hayret edip baktı. Kalenin duvarları insan kafataslarından inşa edilmiş, çatısı insan kemikleriyle örtülmüş, silahların da çevresinde paslanmış halde olduklarını gördü.

Cesur Mazan bundan korkmadı.

"Hey, burada yaşayan, kapıya çık!" diye konuştu.

...barganı...
...devamı...

Oy, bir zamanda kal-a' tögerek bumla kelib, bir kabırgası açıldı. İçinden adam uşatalmazça üç mazallı silik avuzların açıb çıkdıla. Mazañga mıllıkların atdıla. Mazan suvurub kılıçın çıgardı.

"Aha, adam etden toymagan ciyirgençlile, men ol siz aşavçuladan tülme" deb Akburunnu üslerine boşladı. Alayda bolub, ol sermeşivnü közü körmegen, avuz bla aytılganlıkga va kaydan iynansın.

Ol üç celmavuz Mazanñga çabdıla. Avuzlarından calınlı otla çıga, közleri kün közüça kızdıra, kuyrukları bla bulgasala va şıbıla tavuş etdire edile.

Mazannı Akburunu tişleri, ayakları cetgen cerni kımıldamazça etdi. Mazan bolat kılıçın sermegen zamanda va kırk metre sozula edi. Alanı murtcugu etib boşaganlay, biyagı kal-a' tögerek burulub suv şorkala kuyuldula. Izı bla şorkalanı tılpuvları cayıla kelib, kararını tuban bolub basdı. Andan sora mıçımay, kal-a'nı başına kesi bir karış, sakalı miñg karış hıynıçı çıkdı. Sakalından bir tüknü aldı. Bir cılannı da, ol tüknü da küydürüb cerge atdı. Ol sagat özen askerden tolub kaldı.

"Ay, bu palahnı artı kaçan bollukdu" deb biyagı Akburunñga mindi.

Kılıçın cıltıratıb, askerni arasına siñgdi. Üç kün bla üç keçeni soluv almay sermeşdi. Ahırında barın da kırıb, asker başçı bla kişilikni sınarga tüşdü. Ol cerni tebdirip, bulgaşa, sermeşe, sildeşe eki künnü küreşdile.

Ahırında Mazan anı da kısıb, süyeklerin bir birge kiyirib atdı, başın da taydırdı.

Anı alay körgende, kesi bir karış, sakalı miñg karış, açuvlanıb küküredi, kıçırıb:

"Ey, meni eki hıylaçım, kayda kalgansız! Siz etalmagan zat cok edi. Bu col sizge ne palah boldu? Meni adam başladan işleñgen kal-a'm oyuldu, celmavuzlarım öldüle, askerlerim kırıldıla. Endi sermeşüv kesime cetdi" deb kal-a'nı başından Mazannı üsüne sekirib çaçından uvuçladı.


Mazan da anı tutdu. Sakalın kolu bla çulgab cerge urdu.

"Ma eki hıylaçıñgı da colda öltürüb keleme. Kal-a'nı açhıçları kaydadıla, ayt! Aytmasañg, başıñgı alama" dedi.

"Birinçi üyüm açıkdı. Arı kirseñg , kabırgada tagılıb turgan kara tülkü tonnu hurcununda bolurla, açhıçla barısıda cüzcetidile" dedi.

Andan sora Mazan anı sakalından tutub, sızıb ciberdi. Ol a barıb cerge tüşgende, kuvukça cırtılıb atıldı. Endi Mazan açhıçlanı alıb, otovlanı tintib tebredi. Otovla bir birisinden alamat nakut-nalmasladan işlenñgen, içlerinde altın töbele künça carıtıb tura edile. Mazan eşikleni aça barıb, em artındagına cetgende, açı tavuşla eşitdi. Eşikni guzaba açıb kirgeninde, şıncırla bla baylanıb turgan eki ariuv
kıznı kördü. Kızla Mazannı körgende, bütün da bek cıladıla.



"Ey, cer mölekle, men sizni ne üçün cılaganıgıznı bileme, cılavnu endi artı boldu. Bu kal-a' sizni kibikleni üyeklerinden, başlarından işlenilgendi. Endi korkmagız, kutulasız" dedi.

Bir zaman sonra kale daire şekline dönerek bir duvarı açıldı. İçinden insanın bir şeye benzetemeyeceği üç tane kocaman suratsız ağızlarını açıp çıktılar. Mazan 'a atıldılar. Mazan savurup kılıcını çıkardı.

"Aha, insan etinden doymayan iğrençler, ben o sizin yediklerinizden değilim" deyip Akburun'u üstlerine doğru sürdü. Orada olup, o kavgayı görmeyen, ağızla anlatılana nasıl inansın.

O üç ejderha Mazan'a saldırdılar. Ağızlarından alevli ateşler çıkarıyor, gözleri güneş gibi kızdırıyor, kuyrukları ile dolansalar yıldırım sesi çıkarıyor idiler.

Mazannı Akburun'u dişlerinin, ayaklarının yettiği yerleri kımıldamayacak şekilde yaptı. Mazan çelik kılıcını salladığı zaman ise kırk metre uzuyordu. Onların pestilini çıkarıp bitirdikten sonra, yine kale daire çekline dönüp su dalgaları döküldüler. Peşi sıra dalgaların buharı yayılıp karanlık sis haline geldi. Ondan sonra hemen, kalenin başına kendisi bir karış, sakalı bin karış büyücü çıktı. Sakalından bir tüy aldı. Bir yılanı ve o tüyü yakıp yere koydu. O anda vadi askerlerden doluverdi.

"Vay, bu belaların arkası ne zeman gelecek" deyip Akburun'a bindi.

Kılıcını parlatıp, askerlerin arasına daldı. Üç gün üç gece nefes almadan savaştı. Sonuda hepsini öldürüp, sıra askerlerin komutanıyla kavgaya geldi. Yeri sarsıp, dövüşüp, mücadele edip iki gün uğraştılar.

Sonunda Mazan onu da sıkıştırıp, kemiklerini birbirine giydirip attı, başını da kesti.

Bunu böyle gördüğünde, kendisi bir karış sakalı bin karış, öfkelenip kükredi, bağırıp:

"Ey benim iki hilekarım, nerede kadınız! Sizin yapamayacağınız şey yok idi. Bu sefes size ne bela geldi? Benim insan kafataslarından inşa edilmiş kalem yıkıldı, ejderhalarım öldüler, askerlerim yok oldular. Şimdi savaşmak bana düştü" deyip kalenin başından Mazan'ün üzerine atlayıp saçından avuçladı.

Mazan onu yakaladı. Sakalını bir eliyle tutup yere vurdu.

"Al, iki hilekarını da yolda öldürüp geliyorum. Kalenin anah-tarları nerede söyle! Söylemezsen, başını keseceğim" dedi.

"Birinci evim açıktır. Oraya girersen, duvarda takılıp duran kara tilki kürkünün cebinde olacak, anahtarların hepsi yüz yedi tanedir" dedi.

Ondan sonra, Mazan onun sakalından tutup, fırlatıp gönderdi. O da havada uçup yere düştüğünde kehribar gibi parçalanıverdi. Şimdi, Mazan anahtarları alıp, odaları araştırmaya başladı. Odalar birbirinden muhteşem elmaslarla bezenmiş, içlerinde altın tepeleri güneş gibi parlayıp duruyorlar idi. Mazan kapıları açarak en sonundakine geldiğinde, ağlama sesleri duydu. Kapıyı aceleyle açıp girdiğinde, zincirlerle bağlanmış halde iki güzel kızı gördü. Kızlar, Mazan'ı gördüklerinde, daha da ağlamaya başladılar.

"Ey, yer melekleri, ben sizin niçin ağladığınızı biliyorum, ağlamayı artık bırakın. Bu kale sizin gibilerin kemiklerinden, kafataslarından inşa edilmiştir. Şimdi korkmayın, kurtulacaksınız" dedi.

"Ay, canıñga kurman bolayık, sen ol aşhılıknı bizge etseñg, biz seni şapalarıñg, ne da egeçleriñg bolurbuz. Ne da saylab biribizni katınñga alırsa" deb calındıla.

"Ugay, men sizni ekigizni da egeçle eteme. Meni süygen kızım bardı. Men anı izleb aylanama. Men ne ölürme ne da anı tabarma. Siz a men sizge kelginçi, bu haramnı mülkünden aşab, caşay turuguz. Endi bu kal-a'da siz korkar zat cokdu" deb kızlanı temir şıncırların kılıç bla kesib boşladı.


"Ihı, egeçlerim, endi men sizni kimle bolganıgıznı bile keteyim, aytıgız" dedi.

Ala va, kün çıgışda Taymaz patçahnı kızları edile.

Erikgenlerin keterirge gül baçhaga çıgıb, altın gullada zemzem suv bla cuvuna turganlay, urlanıb kalgandıla. Ekisi da şaşmay bir surat kibik edile.

Tamadaları Almaz, gitçeleri Nalmaz edi.

Kızlanı bolganları kara kültüm bolub, karıvsuzdan atlab cürüyalmay, Mazan da alanı kaydan urlañganların sora turganlay, cerni titiretib bir cel tavuş çıkdı.

Mazan çartlab eşikge çıkdı. Uzakda bir hıysabsız ullu saruvbekni kördü. Kılıçın suvurub anñga tebredi.

Kızla cıladıla. "Barma" dedile.

"Ugay, alkın men cavdan korkmaganma, andan da korkmam" deb cel kelgen canına cürüdü.

Saruvbek anı körüb, içine tartdı. Mazannı ayakları cerni tutmadıla. Cel bla çulgana barıb, kılıçı, kesi da saruvbekni içine taşayıb ketdile, kızla cılab karadıla. Bir kesekden Mazan saruvbekni kabırgasın teşib tışına çıkdı. Kesi avub agıldı. Saruvbek da mıçımay ölüb soylandı. Saruvbekni uvu Mazannı sanlarına cayılgan edi.

Kızla Mazannı kala'ga eltdile. Toguz kazannı sütden tolturdula. Kıyırdan başlab, Mazannı kazanlaga közüv-közüv salıb bardıla. Mazannı salganlay, segiz kazannı sütü uyub kaldıla. Toguzunçu kazañga salganlarında süt türlenmedi. Sora Mazannı sav bolganın bildile.

Ma ol sagatçıkda ol biyagı bilgiç kuş cel etdirip keldi. Mazanñga bılay aytıb başladı:

"Busagatdan kızlanı saklarga maymul asker keledi. Askerni başçısı aslandı. Alanı sanñga ma ol kıyın künüñgde boluşurga aythan emegen cibergendi."

Mıçımayın maymul askerin alıb aslan Mazannı allında tohtadı.


"Ey, pelivanlanı pelivanı, batırlanı batırı, cigitleni da cigiti, cerni üsün celça kıdırdıñg. Tamaşalık işleni etib körgüzt-düñg. Sen bizni boluşlugubuzga kerekli tülse, alay bolsa da, emegen bizni seni onovuñga cibergendi. Buyruk senden, işni tolturluk bizden" dedi maymul askerni başçısı.


Endi Mazan kızlaga ariuv söleşdi, ızı bla maymul askerni tamadasına kızlanı amanat etib:

"Men kelginçi saklarsız!" deb atlandı.

Bara bara colda ullu seyirlik korkuvlaga tübey, bir ayrı töbege mindi. Tögerekge karab, bir sarı kal-a' kördü. Kal-a' taba tartıb, cuvuk kısılganda, tögeregi tamaşa ariuv buruv, içinde miñgle bla cıyılgan adamlaru kördü.

Halknı arasında altın tohananı üsünde bir küntiymez ariuv kıznı da esledi.

"Ay, sana kurban olalım, sen o iyiliği bize yaparsan, biz senin hizmetçilerin veya kızkardeşlerin oluruz. Ya da seçip birimizi karılığa alırsın" deyip yalvardılar.

"Hayır, ben sizin ikinizi de kızkardeş yapıyorum. Benim sevdiğim kız vardır. Ben onu arayıp geziyorum. Ben ya ölürüm, ya da onu bulurum. Siz de ben gelinceye kadar bu günahkarın malından yiyip yaşayıp bekleyin. Şimdi bu kalede sizin korkacağınız bir şey yok" deyip kızları demir zincirlerini kılıçla kesip serbest bıraktı.

"Eh, kızkardeşlerim, şimdi ben sizin kimler olduğunuzu öğrenip gideyim, söyleyin " dedi.

Onlar ise, doğuda Taymaz adlı padişahın kızları idiler.

Sıkıntılarını gidermek için gül bahçesine çıkıp, altın havuzda zemzem suyuyla yıkanırken kaçırılmışlar. İkisi de aynen birbirlerine benziyorlardı.

Büyüğünün adı Almaz, küçüğünün adı Nalmaz idi.

Kızların her tarafı morarmış halde, güçsüz kalıp yürümeyecek durumdaydı, Mazan onların nereden kaçırıldıklarını sorurken, yeri sarsıp bir rüzgar sesi geldi.

Mazan atılıp kapıya çıktı. Uzakta koskocaman bir yılan gördü. Kılıcını savurup ona doğru atıldı.

Kızlar ağladılar. "Gitme" dediler.

"Hayır, henüz ben düşmandan korkmadım, bundan da korkmam" deyip rüzgarın geldiği tarafa yürüdü.

Yılan onu görüp, içine çekti. Mazan'in ayaklan yere basamadı. Rüzgarla sürüklenip gidip, kılıcı, kendisi de yılanın içinde kaybolup gittiler, kızlar ağlayıp baktılar. Kısa bir süre sonra Mazan yılanın bedenini delip dışarıya çıktı. Kendisi devrilip düştü. Yılan da hemen ölüp devrildi. Yılanın zehiri Mazan'in vücuduna geçmiş idi.

Kızlar, Mazan'ı kaleye götürdüler. Dokuz kazanı sütle doldurdular. Kenardan başlayıp, Mazan'ı kazanlara sıra sıra soktular. Mazan'ı koyunca sekiz kazan mayalandı. Dokuzuncu kazana koyduklarında sütte bir değişme olmadı. Sonra Mazan'ın iyileştiğini anladılar.

İşte o anda, yine o bilge kuş rüzgar gibi geldi. Mazan'a böyle söyleyip başladı:

"Az sonra kızları korumak için maymun askerler gelecek. Askerlerin komutanı arşlarıdır. Onları sana işte bu zor gününde yardım edeceğini söyleyen dev gönderdi."

Biraz sonra maymun askerlerini alıp arslan, Mazan'in karşısında durdu.

"Ey, kahramanların kahramanı, cesurların cesuru, yiğitlerin yiğidi, yeryüzünü rüzgar gibi gezdin. Şaşılacak işleri yapıp gösterdin. Sen bizim yardımımıza muhtaç değilsin, fakat öyle dahi olsa, dev bizi senin emrine gönderdi. Emir senden, verdiğin emri yerine getirmek bizden" dedi maymun askerlerin komutanı.

Şimdi, Mazan kızlara güzelce konuştu, peşi sıra maymun askerlerin komutanına kızları emanet edip:

"Ben gelinceye kadar korursunuz!." deyip yola çıktı.

Gide gidip yolda büyük korkulu anlar yaşayıp, tek bir tepeye çıktı. Çevresine bakıp, bir sarı kale gördü. Kaleye doğru gidip yakınlaştığında çevresi çok güzel çevrilmiş, içerisinde binlerce insanın toplandığını gördü.

Halkın arasında altın tahtın üstünde bir güneş ışığı değmemiş güzel kızı da fark etti.

"Aha, camagat, bu tamaşa nedi, nek cıyılgansız?" deb sordu. Sabır bol, tamaşanı körürse" dedile. Halk tul-tuban, bir birine al bermey, boyunların sozub, kızga karaydıla. Kıznı atası Gogutay Han camagatnı allına çıgıb bılay söleşdi:


"Camagat, meni kızım duniyada bolmagan bir cigitni tüşünde körüb süygendi. Anı amaltın ariuvlugu, sıfatı, savlugu da kalmagandı. Ol cigit ne duniyada tuvmagandı, ne bir cigitlikde coyulganna uşaydı, ne da izleb, meni kızımı tabmay aylanadı.

Ol sav bolsa edi, bugün bılayda bolmay amali cok edi. Annga köre meni üç cigitlik şartım bardı, alanı tolturgan cigitni kesime küyöv eterikme" dedi.

"Birincisi; Ak maralnı savlay tutub kelgenne.

Ekincisi; bir şiyakıda alkın duniyada bolmagan bir seyirlik küzgü bardı, anı alıb kelgenne.

Üçüncüsü; Suv anası Saruvbekni öltürgenne."

Mazan kesin tanıtmay, hanna da bildirmey, tavlaga atlandı. Ol boluşuvçu kuş ak maralnı tutub Mazanna berdi. Mazan anı Akburunnu boynuna salıb kaytdı. Eltib hanna savga etdi. Anı ızmdan şiyakıda küzgüge barganda, ullu kıyınlıklaga kaldı. Bolsa da biyagı kuşnu boluşlugu bla küzgünü kuthardı. Uçurub keltirip, anı da hanna berdi.

Endi Mazan ol ahır zaman suv anası saruvbekge bardı.

Mazan saruvbekni alay tınç ofilayallık tül edi.

Alay biyagı kuş kelib, saruvbekni kökge alıb ketib, cerge

boşlaganlay, saruvbek cerge cagılıb kaldı. Sora suv da elge

boşlandı. Suv üç kün bla üç keçeni kan cugu bolub akdı.

Elni adamı tamaşaga barıb, suvga karaydıla.

Hannı kızı Bulbulnu kulagı zuvuldaydı, burnu da süyünedi, kesi kesine bılay ayhb söleşdi:

"Bu ne tamaşadı, biz hanlık cerleribizde, bıllay aythılık

cigit eşitmegen edik. Meni süygenim ol keşi oguna bolmaz mı?

Tüşümde körgenimde anı on kaşını üsünde cigitlik tamgası bar
edi.

Men anı çakırıb, betine bir karayım" deb caşha üç keleci iydi.

Mazan a kelib kıznı körgenley oguna süygen kızı bolganm bilib, alay a kişige bildirmey, bir kart katında konak bolub tura edi.

Endi süygen kızı çakırganda va, ayhay, tartdırıb, bir birini kolların tutdula.

Kız bek alga caşnı kaş başına karadı, ol tüşünde körgen tamgasın endi tününde da kördü.

Esi azayıb, caşnı üsüne avdu.

Caş kıznı tutdu, cıgılırga koymadı.

İgi kesekden kız es aydı, ak betine kızıl nür çaba başladı.

Tili büldürgü ete, bılay aytdı: "Men kaydama, manna ne bolgandı.

Meni kolumdan tutub turgan sen kimse?

Közlerim, sen Mazansa deydile, cüregim a iynanmaydı.

Aytçı sen manna! Ekisinden kaysını konagısa."

"Bulbul, canım, men ekisine da konakma. Men

seni izleb, cerni üşün kıdırdım. Agaçlanı ötdüm col

tabmay, tüzleni kıdırdım suv tabmay. Ahırında

"Hey,millet, bu gösteri nedir, niçin toplandınız?" diye sordu. "Sabret, gösteriyi görürsün" dediler. Halk toz duman içinde, birbirinin önüne geçip, boyunlarını uzatıp, kıza bakıyorlar. Kızın babası Gogutay Han halkın karşısına çıkıp böyle konuştu:

"Millet, benim kızım dünyada olmayan bir yiğidi rüyasında görüp aşık olmuş. Onun yüzünden güzelliği, görünüşü, sağlığı da kalmadı. O yiğit ya bu dünyada doğmadı, ya da bir yiğitlik sırasında ölmüşe benziyor, veya arayıp benim kızımı bulamayıp dolaşıyor.

O sağ olsa idi, bugün mutlaka burada olurdu. Ona göre benim üç yiğitlik şartım var, onları yerine getiren yiğidi kendime damat yapacağım dedi.

"Birincisi; ak maralı sağ yakalayıp tutup getirene.

kincisi; bir örende henüz dünyada olmayan bir muhteşem ayna var, onun alıp getirene.

Üçüncüsü; Su Tanrıçası timsahını öldürene."

Mazan kendisini tanıtmayıp, hana da farkettirmeyip, dağlara gitti. Yardımcı kuş, ak maralı yakalayıp Mazan'a verdi. Mazan onu Akburun'un boynuna koyup döndü. Götürüp hana hediye etti. Onun peşinden örendeki aynaya gittiğinde büyük zorluklarla karşılaştı. Fakat yine aynı kuşun yardımıyla aynayı kurtardı. Uçup getirip onu da hana verdi.

Şimdi Mazan o ahir zaman Su tanrıçası timsaha gitti.

Mazan timsahı öyle kolay yenemeyecekti.

Fakat, aynı kuş gelip, timsahı gökyüzüne alıp gidip, yere

bırakınca, timsah yere yapışıp kaldı. Sonra su da köye

aktı. Su üç gün üç gece kanla karışık aktı.

Köyün adamları gidip suya bakıyorlar.

Hanın kızı Bulbul'un kulağı uğulduyor, burnu da kaşınıyor, kendi kendine böyle söyleyip konuştu:

"Bu ne ihtişam, biz hanlığımızın topraklarında böyle meşhur

yiğit duymamıştık. Benim aşık olduğum bu olmasın?

Rüyamda gördüğümde onun sağ kaşının üstünde yiğitlik damgası var idi.

Ben onu çağırıp yüzüne bir bakayım" deyip delikanlıya üç elçi gönderdi.

Mazan gelip kızı görünce onun sevdiği kız olduğunu anlayıp, fakat kimseye bildirmeyip, bir yaşlı kadında misafir kalıyordu.

Simdi, sevdiği kız çağırdığında ise elbette ki birbirlerinin kollarından tuttular.

Kız ilk önce delikanlının kaşının üstüne baktı, rüyasında gördüğü damgayı şimdi gerçek hayatta da gördü.

Bayılıp delikanlının üzerine yığıldı.

Delikanlı kızı yakaladı, düşmesine izin vermedi.

Epey bir zaman sonra kız kendine geldi, beyaz yüzüne kan geldi.

Dili peltekleşip böyle söyledi: "Ben neredeyim, bana ne oldu.

Benim elimden tutan, sen kimsin?

Gözlerim, sen Mazan 'sın diyorlar, yüreğim ise inanamıyor.

Söyle sen bana! kisinden hangisinin misafirisin."

"Bulbul, canım, ben ikisine de misafirim. Ben seni

arayıp, yeryüzünü dolaştım. Ormanları geçtim yol

bulamayıp, düzlükleri gezdim su bulamayıp. Sonunda

seni tabıb, közüne iynak, cüregine konak boldum"

deb Mazannı pelivan kölü çıdamay, köz caşlarm tökdü.

Mazanna karab Bulbul da cıladı. Endi caşnı

kim bolganı mıçımay Gogutay Hanna açık bilindi.

Han caşnı kesine çakırtdı. Allına barıb: "Ey,

ömürlede da comaklada da aytıllık, cer üsünü

cigiti" deb han Mazannı katı kucakladı. zleb turgan

küyövlügün tabıb kuvandı. Mıçımayın bütöv tört

canına adamla iyib, halknı çakırtdı. Duniyada

bolmagan tamaşa toy, oyun etib, ariuv Bulbulnu

Mazanfia berdi.

Gogutay Hannı elinde anı kızı Bulbulnu

ertdeden süyüb turgan bir caş bar edi. Mazanfia anı

kanı kaynab edi, dert cetdirirge de tab zamannı

saklay edi. Mazan Bulbulnu alıb bir bölek zaman

ozgandan sora, tuvgan curtuna kaytır niyetni aldı.

Halk cıyılıb, ketme deb katı tiledi. Bolsa da

tohtamay col köl aldı. Han küyövüne bla kızına

sansız köb hazna, ırıshı berdi. Aşırırga asker berdi.

Askerge ol kıznı süygen caşnı onovçu etdi. Ol caşnı

va üç antlı nögeri bar edi. Ertdenlikde Mazan,

Bulbul, tüyele bla köb hazna alıb, colga çıkdıla.

Asker da ala bla tebredi.

Kim bilsin, nença çakırım bardıla, nença kün

cürüdüle, keçe tohtay, kündüz cürüy, ahırında bir

tavlanı eteklerine cetib, keçe konuşha tohtadıla.

Asker başçını esine aman oyum tüşdü. Mazannı

barmay kalmazın bilib, ma bılay aytdı: "Ma bu eki

tavnu arasından korkuvlu cer duniyada cokdu. Ma

ol çerde meni atamı acirin sıyırıb, kesin da dump

etip koygandıla. Ol çerde mannılayında cannız

közü bla bir adam aşavçu bardı deydile. Anı horlar,

duniyada zat cokdu. Ol keşi horlansa da alay a anı

eki egiz caşı bardıla, alanı horlar cer üsünde zat

cokdu" dedi. "Da alay ese, asker da, Bulbul da

bılayda soluy turşunla, biz a ekibiz da ol zalimlege

barayık" dedi Mazan. Caş unamadı. "Ekibizden

biribiz mında kalmasak caramaz" dedi.

Mazan ol haparnı eşitgende, tözalmadı. Atın

koyub, savutlanıb cayavlay tavga tartıb ketdi.

Cannız köz emegenni çerine cetdi. Capısmdan kün

ciyirgenib muthuz bolgan, bir adam aşavçu üsüne çıkdı.

Kıçırıb cerni tebdirdi. Izı bla Mazangga tebredi.

"Oy, aman çiybıdır" deb Mazan kılıçm suvurub, anı

üsüne kesin atdı. Köb da mıçımay ol amannı hobustaça

tuvradı. Sora agaç üylege barıb tohtadı, kıçırık tavus

eşitdi. Uruga karadı, bir emegen katmnı kördü. Katın

andan tiledi: "Oy, meni balam, sen meni mmdan çıgarsang

men sannga etmezlik aşhılık cokdu. Eki

kızım bar edi, bu canngız köznü eki caşı ekisin tilegendile da,

men a bermegenme, keltirib bu uruga athandıla."

Mazan katmnı urudan çıgardı. Katın çâbıb

barıb, bir terek butakdan toguz açhışnı alıb, Mazanna berdi.

seni bulup, gözüne hoş, yüreğine misafir oldum " deyip

Mazan kendini tutamayıp göz yaşlarını döktü.

Mazan'a bakıp Bulbul da ağladı. Şimdi delikanlı-

nın kim olduğu derhal Gogutay Han'a bildirildi. Gogu-

tay Han, delikanlıyı kendisine çağırttı. Karşısına gidip:

"Ey, bütün zamanlarda, masallarda anlatılacak, yeryü-

zünün yiğidi" deyip han, Mazan'ı sıkıca kucakladı.

Arayıp durduğu damadını bulup sevindi. Zaman ge-

çirmeden dört bir tarafa adamlar gönderip halkı topladı.

Dünyada olmamış bir muhteşem düğün, eğelence

yapıp, güzel Bulbul'u Mazan'la evlendirdi.

Gogutay Han'ın ülkesinde, onun kızı Bulbul'u

eskiden beri seven bir delikanlı vardı. Mazan 'a kötülük

yapmak için fırsat kolluyordu. Mazan, Bulbul'la

evlenip bir zaman geçtikten sonra, doğduğu yurduna

dönmeye karar verdi. Halk toplanıp, gitme diye ısrar

etti. Fakat o bu fikrinden vazgeçmedi. Han, damadı ile

kızına sınırsız denecek kadar çok hazine, servet verdi.

Uğurlamak için askerler tahsis etti. Askerlerin başına

da, kızını gizlice seven delikanlıyı getirdi. O delkanlının

üç yakın arkadaşı vardı. Sabahleyin erkenden Mazan,

Bulbul, develerle çok hazine alıp yola çıktılar. Askerler

de onlarla birlikte yola çıktı.

Kim bilsin, ne kadar uzak yol gittiler, ne kadar

gün yürüdüler, gece durup, gündüz yürüyüp, sonunda

bir dağın eteğine gelip gece kamp kurmak için durdular.

Askerlerin başının aklına kötü fikirler geldi. Mazan'in

duramayacağını bildiğinden şöyle söyledi: " şte bu iki

dağın arasındaki korkunç yer dünyada yoktur. şte o

yerde benim babamın aygırını alıp, kendisini ortadan

yok edivermişler. O yerde alnında tek gözü olan ve

insan yiyen biri var diyorlar. Onu yenecek varlık

dünyada yoktur. O yenilse bile onun iki tane ikiz oğlu

var, onları yenecek varlık yeryüzünde yoktur" dedi.

"Peki, öyleyse, askerler de, Bulbul da burada dinlene

dursunlar, biz ikimiz de o zalimlerin yanına gidelim"

dedi Mazan. Delikanlı kabul etmedi. " kimizden birimiz

burada kalmazsa olmaz" dedi.

Mazan o hikayeyi duyduğunda, dayanamadı.

Atını bırakıp, silahlanıp, yaya olarak dağa çekip gitti.

Tek gözlü devin yerine geldi. Görünüşünden tiksinerek

güneşin donuklaştığı bir insan yiyici karşısına çıktı.

Bağırıp yeri titretti. Peşi sıra Mazan'a doğru ilerledi.

"Vay. iğrenç şişko" deyip Mazan kılıcını sallayıp onun

üzerine atıldı. Fazla zaman geçmeden onu lahana gibi

doğradı. Sonra ahşay evlere gidip durdu, bağırma sesi

duydu. Kuyuya baktı, bir dev kadını gördü. Kadın

ondan diledi: "Ey, benim yavrum, sen beni buradan

çıkarırsan ben sana yapamayacağım iyilik yoktur. İki

kızım var idi, bu tek gözün iki oğlu ikisini istemişti de

ben ise vermemiştim, getirip bu kuyuya attılar."

Mazan kadını kuyudan çıkardı. Kadın koşup gidip,

bir ağaç dalından dokuz anahtarı alıp, Mazan'a verdi.

 

"Alanı toguz üyleri bardı, segizin

aç, toguzunçusun açma" deb üyüne ketdi. Mazan

eşikleni aça barganda, tözalmay toguzunçunu da

açdı. Anda ak budaydan aşay turgan bir kara acirni

kördü. Kara acirni tezgegin aşay turgan bir ak acirni

da kördü. Sekirib ak acirge minib arbazga çıkdı. Ol

sagat biyagı katın cetdi. Mazanna bir aşık, bir tarak,

bir küzgü berdi da: "Egizle kara acirge minib seni

kuvarla. Çete tebresele, aşıknı colga atarsa, ol alanı

çırmar. Ekinci kere taraknı atarsa. Sora bolgan işleni

körürse" deb aşırdı.

Mazan ak acirni üsünde cel urganca tebredi.

Bir bölek zamandan sora, cerni tebdirib kelgen bir

ahır zamannı eşitdi. Ak acir atlamlarm bir çakırımga sozub

başladı. Ne alamat terk barsa da, kara

acirden kutulalmazın bildi. Mazanga: "Aşıknı

colga at!" dedi. Mazan atdı. Aşık ullu kaya bolup

süyeldi. Bir bölek zamandan biyagı kara acirni

şuvuldab kelgenin esledi. Sora taraknı colga atdı.

Tarak smcır tavla bolup tizildi. Anı bla da biraz

çırmadı. Dagıda birazdan kara acir körüne tebredi,

endi ak acir Mazanna aytdı: "Endi sen manna

ışanma. Men arıb onsuz bolganma. Küzgünü artına

atmay, allına at!" dedi. Mazan küzgünü allına

athanlay, teren tenniz boldu da kaldı. Ak acir avuz

kömüklerin köpür etib, tennizni üsü bla baradı.

Kara acir da köpürnü kıyırına mindi. Mazan kaçıb

ala sürüb keledile. Ala Mazannı cetib, iş

sermeşüvge cetse, Mazannı kırkarıkdıla. Alanı

kılıçları cavnu sermegen zamanda, künlük colga

sozulgandıla. Mazanda va allay kılıç cok edi.

Mazannı cıymında kalgan atı ol korkuvnu

bilib, tohtavsuz kişneb, tavga karab, ayaklan bla

cerni kazıb, dıgalas etedi. Bulbul anı körüp, guzaba

boldu. Anı boş kişnemegenin bildi. Sekirib

Akburunfia mindi, şuvuldab Mazannı kelir colu

taba çabdı. Mazannı kaçıb kelgenin, anı ızmdan

kara acirni üsünde emegen caş Mazannı sürüb

kelgenin kördü. Bulbul muştuhul cetib, Akburunnu

Mazanna berdi. Mazan arıgan ak acirden tüşüb,

Akburunfia mindi. Akburun kişneb havaga

kötürüldü. Sora enişge sekirib, eki al ayagı bla urub,

köpürnü buzdu. Ol zamanda kara acir da tennizge

batdı. Ak acir alayda dump boldu, nesin da kişi bilmedi.

Mazan bla Bulbul da kaytıb cıyılganlarma

keldile. Endi Mazannı aşıra kelgen askerni artha

kaytarır cerge cetgen edile. Köb aşhı sözle aytıb

Mazan alanı artha kaytardı. Tüyele bla hapçük

keltirgenle va kaytırık tül edile. Mazan bla Bulbul

tüyeleri bla birça alaydan atlanıb ketedile da,

cürüy barıb, tenniz çagasında keçe konuş saladıla.

Alayda atlanı tüyeleni da hansha boşlaydık. Atçıla gözet

etedile. Mazan a çille cabıvlu şatırnı kurub, savutun, sabasın

da bir canına taşlab, Bulbul bla satırda catadı.

 

"Onların dokuz evi vardır, sekizini aç, dokuzuncusunu

açma" deyip evine gitti. Mazan kapılan kapılan açıp

giderken dayanamayıp dokuzuncusunu da açtı. Orada

beyaz buğdaydan yiyen bir kara aygırı gördü. Kara

aygırın tezeğini yiyen bir ak aygır daha gördü. Sıçrayıp

ak aygıra binip avluya çıktı. O sırada tekrar o kadın

geldi. Mazan'a bir aşık kemiği, bir tarak, bir ayna

verdi: " kizler kara aygıra binip seni kovalarlar.

Yetişmeye başladıklarında aşık kemiğini yola atarsın, o

onları karıştırır. kinci defa tarağı atarsın. Sora olacak

işleri görürsün " deyip uğurladı.

Mazan ak aygırın üstün rüzgar gibi gitti.

Bir zaman sonra yeri sarsıp gelen bir kıyamet alameti

hissetti. Ak aygır adımları bir kilometre kadar

uzatmaya başladı. Ne kadar hızlı gitse de, kara

aygırdan kurtulamayacağını hissetti. Mazan'a: "Aşık

kemiğini yola ati" dedi. Mazan attı. Aşık kemiği büyük

bir kaya olup dikildi. Bir zaman sonra yine kara aygırın

hızla geldiğini fark etti. Sonra tarağı yola attı. Tarak

sıra dağlar olup dizildi. Onunla biraz engelledi. Yine

biraz sonra kara aygır görünmeye başladı, sonra ak

aygır Mazan 'a söyledi: "Şimdi sen bana güvenme. Ben

yorulup güçsüz kaldım. Aynayı geriye atmayıp, önüne

at!" dedi. Mazan aynayı önüne atınca, derin bir deniz

oluverdi. Ak aygır salyalarını köpürtüp denizin üstüyle

gider. Kara aygır da köprünün kenarına çıktı. Mazan

kaçıp onlar kovalayıp geliyorlar. Onlar Mazan'a

yetişip, iş kavgaya gelirse, Mazan'a alt edecekler.

Onların kılıçları düşmana savrulduğu zaman bir

günlük mesafe kadar uzuyorlarmtş. Mazan da ise öyle

kılıç yok idi.

Mazan 'in kafilesinde kalan atı bu korkunç durumu

anlayıp, durmadan kişneyip, dağa bakıp, ayaklarıyla yeri

kazıp uğraşıyordu. Bulbul onu görüp endişelendi. Onun

boşuna kişnemediğini anladı. Sıçrayıp Akburun 'a bindi,

hızla Mazan'in gelecek yolu tarafına doğru koşturdu.

Mazan 'in kaçıp geldiğini, onun peşinden kara aygırın

üstünde dev delikanlının Mazan 'ı kovalayıp geldiğini

gördü. Bulbul sürüp yetişip Akburun 'u Mazan 'a verdi.

Mazan yorulan ak aygırdan inip Akburun'a bindi.

Akburun kişneyip şahlandı. Sonra aşağı sıçrayıp iki ön

ayağıyla vurup köprüyü parçaladı. Bunun üzerina kara

aygır denize gömüldü. Ak aygır orada yok oldu, onun

hakkında kimse bir şey anlayamadı.

Mazan ile Bulbul dönüp kafilelerine geldiler. Artık,

Mazan 'ı uğurlayıp gelen askerlerin geri dönüş yoluna

varmışlardı. Çok güzel söyler söyleyip Mazan onları geri

gönderdi. Develerle eşya getirenler ise geri dönmeye-

ceklerdi. Mazan ile Bulbul develeriyle oradan hareket edip

gidiyorlar ve gide gidip deniz kenarında geceleyin kamp

kurmak duruyorlar. Orada atları ve develeri otlamaları

için serbest bırakıyorlar. At bakıcıları bekçilik yapıyorlar.

Mazan ise ipek örtülü çadırı kurup, silahlarını bir tarafa

atmış halde Bulbul ile çadırda yatıyor.

 

Alay bolsa da şatır alaga ogurlu bolmaydı.

"Işannan başnı it aşar" degença boldu. Bulbulnu

ertdeden süyüb, endi va Mazanna dert tutub turgan

ol asker başçı ızına ketib kalmagan edi. Ol Bulbulnu

urlar üçün, kesini üç nögeri bla tab zamannı izlep

cürüy edi. Anı va endi tabdı. Ol asker başçı üç

nögeri bla tennizni çagasına kelib turganlay,

tennizni carıtıb bir keme ketdi. Kemeni tamadası ol

asker başçını antlı tenni bolub tübeşdile. Kuvanıb

salamlaşdıla. Kemeni kaburgasına "Tennizçi abrek-

le" cazılıb edi. Asker başçı kemeni tamadasmdan

tiledi: "Gogutay Hannı men süyüvçü kızm,

Bulbulnu tulpar Mazan algandı. Biz da alanı aşıra

kelgenbiz. Ma bılay arlakda konuş salıb turadıla.

Haznasını hıysabı cokdu. Berne baylıgm siz alıgız,

kıznı va men alırca boluşluk etigiz" deb baş urdu.

Arsarlık bolmadı.

Ol savutlanıb turgan tennizçi abrekle keçe

arada Mazannı satırına çabdıla. Katı cuklab

turganın tabdıla. Savut, sabasın ol tabmazça etdile.

Mazan ilgenib uyandı, üsüne kelib süyelgen

palahnı kördü. Savut-sabaga karmaşdı, tapsan

koyma. Endi bolur boldu. Cüz çaklı abrek basmıb,

kolların ayakların katı bayladıla. Bütev haznasın,

kesin da kemege kuyub ketdile. Ariuv Bulbulnu

da ol asker başçı zor bla atha salıb, dump etib

tasaydı. Nögerleri da anı bla ketdile, kim bilsin

kayrı eltdile.

Ol abrekle Mazannı alıp ketib, satuv cürügen

bir uzak ayrıkamda tohtadüa. Bazarga patçahnı

savdügerçileri hapçük alırga keldile. Kemede

bolgan haznanı kördüle. Bir da kaldırmay haznanı

satıb aldıla. Savdügerçile Mazannı körgenlerinde,

anı aythılık ötgür cigitligin közlerinden bildile. Ullu

baga berib aldıla. Kesin da eltib patçahnı arbazma

kuvanıb saldıla. Patçah Mazannı körgende, bek ullu

kuvandı. Uzak cerlege iyerge közü kıymadı. Arba-

zmda atçı etdi. Patçahnı anna derici de bi atçısı bar

edi, endi ekev boldula. Mazan at orunçu bolgan

ogay, patçahnı da patçahı bolurça saylama kişi edi.

Anna tenlik etib kim bolallık edi?

Ol terk oguna adamlıgın körgüztdü. Patçahnı

kızı, Mazannı körür üçün, at orunnu allı bla ozub,

gül tahtalarına cürüvçü, Mazan bla da söleşüvçü

boldu. Mazannı atçı nögeri ol işleni kün sayın köre

turdu. Zarlandı. Patçahha til etib, Mazannı kıstatır

akılnı aldı. Bir kün atçı, patçahha bardı. Allında

iyildi: "Kızın ol satılıb alınnan atçını süyedi. Kün

sayın at orunda anı bla uşag etedi. Ol aman

adamdı, anı arbazmdan taydırsan igi bolur edi,

men anı adam işlerin sanna kuru da ayta turganma" dedi.

"Ugay, ol igi işlegen atçıdı, anna söz cokdu, alay kızımı allay

aman zatı bar ese va tıyarma" deb koydu. Comaknı

ogarlagında eki kıznı maymul asker

saklab kalgandı deb ozgan edik. Bulbul ol haparnı

 

Fakat, çadır onlara uğurlu gelmiyor. "Güvenilen

başı köpek yer" demiş gibi oldu. Bulbul'u eskiden beri

seven, şimdi ise Mazan'a düşman olan o askerlerin başı

geriye dönmemişti. O, Bulbul'u kaçırmak için, üç

arkadaşıyla birlikte uygun zamanı kollayıp hareket

ediyordu. Onu da şimdi buldu. O komutan, üç

arkadaşıyla birlikte denizin kenarına geliklerinde bir

gemi denizi aydınlatıp gitti. Geminin kaptanı,

komutanın yakın arkadaşıydı, karşılaştılar. Sevinip

selamlaştılar. Geminin gövdesinde "Deniz Haydutları"

yazıyordu. Komutan, geminin kaptanından diledi:

"Gogutay Han'ın, benim sevdiğim kızı Bulbul'u

Mazan aldı. Biz de onları uğurlamak için geldik. şte şu

yakınlarda kamp kurup bekliyorlar. Hazinenin haddi

hesabı yok. Çeyiz hazinesini siz alın, kızı da benim

almam için yardım edin" deyip teklif etti. Bir sıkıntı,

tereddüt çıkmadı.

Silahlanmış durumdaki deniz haydutları gece

yarısı Mazan'in çadırını bastılar. Derin uykuya

daldığını gördüler. Silahlarını o bulamayacak şekilde

yok ettiler. Mazan irkilip uyandı, üzerine tutulan silahı

gördü. Silahlarına bakındı, bulursan bırakma. Şimdi

olacaklar oldu. Yüz kadar haydut saldırıp ellerini

ayaklarını sıkıca bağladılar. Bütün hazineyi, kendisini

de gemiye koyup gittiler. Güzel Bulbulu da, o komutan

zorla atına alıp ortadan kayboldu. Arkadaşları da

onunla birlikte gittiler, kim bilsin nereye gittiler.

O haydutlar, Mazan'ı alıp gidip, ticaret yapılan

uzak bir adada durdular. Pazara, padişahın tüccarları

eşya almaya geldiler. Gemideki hazineyi gördüler.

Hiçbir şey bırakmayıp hazineyi satın aldılar. Tüccarlar,

Mazan'ı gördüklerinde, onun yiğit biri olduğunu

gözlerinden anladılar. Çok para verip onu satın aldılar.

Kendisini de padişahın bahçesine sevinip bıraktılar.

Padişah, Mazan'ı gödünce çok sevindi. Uzak yerlere

göndermeye gözü kıymadı. Bahçesinde seyis yaptı.

Padişahın yine başka bir seyisi daha vardı, şimdi iki

tane oldular. Mazan seyis olmak şöyle dursun,

padişahlar padişahı olmaya layık bir kişi idi. Ona denk

kim olabilirdi?

O hemen kişiliğini gösterdi. Padişahın kızı,

Mazan'ı görmek için, at ahırının önünden geçip, gül

bahçesine gitmeye, Mazan'la konuşmaya başladı.

Mazan'in seyis arkadaşı ise bu durumu her gün

görüyordu. Kıskandı. Padişah'a gammazlayıp, Mazan'ı

kovudurmayı planladı. Bir gün seyis, padişaha gitti.

Önünde eğildi: "Kızın o satılıp alınan seyisi seviyor.

Her gün at ahırında onunla sohbet ediyor. O kötü bir

adamdır, onu bahçenden kovarsan iyi olurdu, ben onun

yaptıklarını sana sürekli bildiririm" dedi. "Hayır, o iyi

çalışan bir seyistir, ona söz yok, fakat kızımın böyle

kötü huyu var ise engellerim" dedi.

Masalın yukarısında, iki kızın, maymun askerler

tarafından korundunu anlatıp geçmiştik.

Bulbul bu hikayeyi

 

Mazandan eşitgen edi, kalayda bolganlarm da

bilgen edi. Endi bu tört adam Bulbulnu urlab bara,

ol maymul asker bolgan cerge cetgenlerin Bulbul

bildi. Sora ma bılay aytdı: "Bu çerde bir da alamat

bir bay kal-a' bardı. Ol kal-a'da eki ariuv kız caşaydı.

Biz ol kal-a'da caşayık, ekisin eki nögerine alayık,

birine da tabarıkma. Men a endi senden çıgıb kimge

barlıkma" deb aldadı. Ala ol kal-a'ga bardıla. Kertida

ala bay caşavga batdık dedile. Bulbul terk oguna

maymul askerni başçısı aslanna barıb, işni bolumun

başından ayagına deri açıklab berdi. Ol sagatdan

aslan alaga maymul askerleni boşlab, hurttak-

hurttak etdirdi. Endi ol eki kızga Bulbulda koşulub,

Mazannı saklaydı.

Mazan a at orunnu kürevçü bolub turadı.

Künleni birinde patçahnı kızı bavga kirib, Mazan

bla kuş-muş ete turganların ol biyagı atçı kördü, ol

sagatdan til eterge kıznı atasına kuvuldu. Kız da anı

bilib, ızmdan cetdi, atılıb atasını ayaklarına cıgıldı.

"Ma, patçah, kördünmü? Ol satıla aylannan itni

allay bir eterin men bilib aytıvçu edim" dedi atçı

Mazanria ayavsuz kozuta. Kız cendirmedi: "Ugay

atam" dedi, "At orunnu kürevçü manna namıssız

söz aytmagandı. Ol manna bir söz aythandı da,

men anı üçün cüreksinib cılayma."

"Sen cılarça ol sanna ne söz aythandı?" deb

sordu patçah. "Men bir kal-a'da eki egiz kıznı

palahdan kutharıb kelgenme, sen alaga bir bek

uşaysa, egeçle zat bolurmusuz?" deb sorgan edi.

Patçah ol haparnı eşitgenley, kesilgen terekça avub

soylandı. Tab ma alayda bolurça edi. Ol eki egiz kız

bu patçahnı kızları bolub urlannandıla. Bir talay

cılnı ol alanı izleb, cerni üşün kıdırgandı,

tabmagandı. Endi va ol haparnı eşitgende, alanı

esgerib, hannı esi avdu. Bir bölek zamandan sora,

patçah ayazıdı.

"Barıgız ol atçıga taza kiyimle kiydirib, manna

alıb keligiz! Ötürük aytsa cerge kömerme, kerti

aytsa va, hazna bla bölerme" dedi. Mazannı omak

kiyindirib patçahha alıb keldile. Patçah kızlanı

haparlarm bek tintib sordu. Mazan kızlanı

sıfatların, kaydan urlannanlarm, kimni kızları

bolganları, busagatda kayda turganların da aytdı.

Ol sagatdan patçah ullu asker kuradı. Mazannı askerge başçı

etdi. Mazan keşi bla birge satılıb kelgen Akburun atma mindi.

Asker bir talay künden sora gürüldeb, maymul askerge

cetdi. Bulbulnu da, eki egiz kıznı da salamat tabdıla.

Bulbulnu urlaganlanı coyulganların bildile. Bir

talay künnü eki asker da oynab, kef etib boşagandan sora,

kızlanı Bulbulnu da alıb, asker ızma kaytdı. Maymul asker da

salamlaşıb ayırıldı. Eki egiz kız savlay atalarma keldile.

Patçah duniyada bolmagan toy, kurmanlık etdi. Ol tilçi

atçısın öltürdü. Mazannga ömürüne bolur çaklı hazna berdi.

Bir talay asker bla üyüne aşırdı. Mazan tüşünde körgenin

tününde tabdı. Eline kelgende,

 

Mazan'dan duymuştu, nerede olduklarını da

öğrenmişti. Şimdi, bu dört kişi, Bulbul'u kaçırıp

giderken, maymun askerlerin olduğu yere geldiklerini

Bulbul anladı. Sora işte böyle söyledi: "Burada çok

güzel bir yer var. Bu kalede iki güzel kız yaşıyor. Biz o

kalede yaşayalım, iki kızı iki arkadaşına alalım, birini de

ben bulacağım. Ben ise şimdi senden kaçıp kime

gideceğim" deyip kandırdı. Onlar o kaleye gittiler.

Gerçekten müreffeh bir hayat bulduk dediler. Bulbul

hemen maymun askerlerin komutanı arslana gidip

durumu başından sonuna kadar anlattı. Hemen, arslan,

onlara, maymun askerleri gönderip, paramparça ettirdi.

Artık, o iki kıza Bulbul da katılıp Mazan 'ı bekliyorlar.

Mazan ise at ahırını küreyip duruyor. Günlerin

birinde padişahın kızı ahıra girip, Mazan ile sohbet

ettiklerini o seyis gördü, hemen gammazlamak için

kızın babasına gitti. Kız da bunu anlayıp, peşinden

yetişti, koşup babasının ayaklarına kapandı. " şte,

padişahım, gördün mü? O satılmış köpeğin ne

yapacağını ben anlayıp söylüyordum" dedi seyis,

Mazan'a tahrik ettirip. Kız kabul etmedi: "Hayır baba"

dedi, "At ahırını temizleyen bana kötü bir söz

söylemedi. O bana bir söz söyledi de, ben ona içimi

çekiş ağlıyorum."

"Senin ağlaman için o sana ne söyledi?" diye

sordu padişah. "Ben bir kalede iki ikiz kızı beladan

kurtarıp geldim, sen onlara çok benziyorsun, kızkardeş

olabilir misiniz?" diye sormuş idi. Padişah bunu

duyunca kesilen ağaç gibi devrildi. Gerçekten de böyle

olması gerekirdi. O iki ikiz kız bu padişahın kızları

olup, kaçırılmış idiler. Birçok yıllar o onları arayıp,

yeryüzünü dolaştı, bulamadı. Şimdi ise bu hikayeyi

duyduğunde, bunu hatırlayıp, han bayıldı. Bir zaman

sonra padişah ayıldı.

Gidin o seyise yeni elbiseler giydirip bana alıp

geliniz! Yalan söylüyorsa yere gömerim, doğru

söylüyorsa hazineyle donatırım" dedi. Mazan 'ı güzelce

giydirip padişaha alıp getirdiler. Padişah kızların

hikayesini ayrıntılı sordu. Mazan kızların görünüşünü,

nereden kaçırıldıklarını, kimiz kızları olduklarını, şimdi

nerede olduklarını da anlattı. Hemen padişah büyük bir

ordu hazırladı. Mazan 't ordunun komutanı yaptı.

Mazan kendisiyle birlikte satılıp alınan Akburun adlı

atına bindi. Ordu birkaç günden sonra maymun

askerlerin olduğu yere vardı. Bulbul'u, iki ikiz kızı sağ

salim buldular. Bulbul'u kaçıranların öldürüldüğünü

anladılar. Birkaç gün ordu eğlence düzenleyip

eğlendikten sonra, kızları, Bulbul'u da alıp, ordu geriye

döndü. Aiaymun askerlerle de selamlaşvp ayrıldı. ki

ikiz kız sağ salim babalarına geldiler. Padişah dünyada

görülmemiş bir düğün yaptı, kurbanlar kesti.

Gammazcı seyisini öldürdü. Mazan'a ömrünce yetecek

kadar hazine verdi. Birçok askerle birlikte evine

uğurladı. Mazan rüyasında gördüğünü gerçek hayatta

buldu. Köyüne geldiğinde,

 

annga etilgen alamatlık, kuvançnı va kişi aytıb

boşayalmaz. Ol kuvançha assın seyir etib, kararga

bolub, aşar, içer zaman tabmadım ansı, anda menda

bolganedim.

 

ona yapılan karşılamayı, o mutluluk anını, kimse anlata-

anlata bitiremez. Öyle ki, etrafımdaki o mutluluk anını

seyretmekten, yemeye içmeye fırsatım olmadı. Yoksa bende

ordaydım.


www.AfyonKaracay.com

<<< ARTGA