Tau'ça Comak

Kümüş Akka

Türkçesi

Gümüş Dede


Bizni elge ceterge, Koban, tar cagalarından

ıçhınıb, suvun erkin cayadı. Suvnu arası uzun

ayrımkan. Ayrımkannı ol canı karagögen, bu canı

tal çıbık, arası va şaptal. Şaptal çaksa, kar cavgança

agaradı ayrımkan. Cay kelgenley köm-kök kögeredi.

Kaçda, çaprak aga tebrese, sap-sarı bet aladı.

Kış kelse va, kar basıb, biyagınlay, şaptal çakgan

zamanıça ak boladı.

Koban eki bölüñgen cerde, ayrımkannı karavuluça,

kış da, cay da Kümüş Akkanı tirmeni sireledi.

Tirmen eskidi, ertde işleñgendi, kart bolgandı.

Kümüş Akka va tirmenden kartdı. Kümüş Akkaga

karasañg, kaçan ese da caş bolganına iynanmaydı

közüñg. Sırtı kıñgır, kolunda guloş tayak, sakalı belinden uzun.

Sakalı ak. Sakalı kalın. Talay kuş üya salıb erkin

caşarçadı ol sakal.

* * *


Bizim köye yaklaşınca, Koban ırmağı, dar havzalarından

taşarak sularını özgürce seriyor. Irmağın ortası uzun

bir adacık. Adanın öbür tarafı çakal eriği çalısı, bu tarafı

çalı çırpı, ortasında ise şeftali. Şeftali tomurcuklansa, kar yağmış gibi

ağarıyor ada. Yaz geldiğinde ise yemyeşil yeşeriyor.

Sonbaharda yaprak dökümü başlasa sapsarı bir renk alıyor.

Kış geldiğinde ise, kar yağıp, önceki gibi, şeftali tomurcuklandığı

zaman gibi ağarıyor.

Koban ırmağı ikiye ayrıldığı yerde, adanın bekçisi gibi,

yaz-kış Gümüş Dede'nin değirmeni durur.

Değirmen eskidir, eskiden inşa edilmiş, yaşlanmış.

Gümüş Dede ise değirmenden de yaşlıdır. Gümüş Dede'ye

baktığında, ne zaman genç olduğuna inanmıyor

gözün. Sırtı eğri, elinde baston, sakalı belini geçiyor.

Sakalı ak. Sakalı gür. Epey bir kuş yuva yapıp rahat

yaşayacak gibidir o sakal.

* * *

Har sözün çamga burmay, kertisin aytsa, alay

kart tüldü Kümüş Akka. Köb caşamagandı, köb

körgendi. Cılından ese, azab ülüşü aslamdı. Köb adamnı

közün kıshandı, köbnü aşırgandı Kümüş Akka

kabırlaga. Elde andan köb sadaka bergen cokdu.

Seni duniyaga carathanlanı duniyadan ketgenleri

bollukdu birevlenni arkasına azab cük.

Anı bla kalmay, seni bla caratılganla: egeçiñg,

karnaşıñg ketsele senden alga, cügüñg andan da avur.

Anı bla da kalmay, senden caratılganlaga cetse acalnı közüvü,

kartlık cenñgil cetmey ne etsin! Eki caşı

bla eki kızı zamansız tüşgendile cer tübüne. Aladan

sora da köb cuvuguna, tenñgine açıgandı Kümüş

Akka. Birin aşırıb kaytırga birine közüv cetib, ana,

ata tukumundan da, kesi bla em kiçi caşı Ahmat

bolmasa kişisi kalmagandı Kümüş Akkanı.

Taşdan işlense, Kümüş Akka da sınar edi. Başha

zatdan işleñgendi da töze baradı. Sınmaydı, bir

kesek bügülgen etgendi cerge ansı. Sınarga

koymagan bir zatı bardı adamnı. Sanı taşdan

cumuşakdı, içinde va taşdan katı bir özek bardı.

Nasıb ülüşü bolur ol özek. Buşuv, kaygı, kıyınlık cerge

bügüb küreşsele, nasıb ülüşü tirev bolub, örge

költürüb küreşedi. Az tüldü kimni da ol ülüşü. Ceñgil

tavusulub kalmaydı. Hatersiz caşav har kün sayın andan

birer kesek üze barsa da artına deri dump etib koyalmaydı.

Kümüş Akkanı ülüşünden ne kadarı koragan ese da,

tavusulmagan edi ol. Dagan, tirev bolub turgan caşı Ahmat

birgesine edi.

Kün isside tal terekleni salkınında Kümüş Akka

namaz etedi. Başında, sütça agarıb, miyik kök,

tübünde caşil kırdık. Kımıldaydı Kümüş Akkanı sakalı,

erinleri rahat sözleni şıbırdaydıla. Katına ne cuvuk

kelseñg da, eştalmaysa Kümüş Akkanı tarıguvların.

Tarıgırga süymeydi. Kişi da eştmegendi anı tarıgıb.

*

Kümüş Akka tilek tiley bolur. Nedi tilegeni?

Bilgen kıyındı. Köb boladı kart adamnı Allah'dan tilegi.

Kümüş Akkanı tilegi köb, az ese da, bir tilegi va,

işeksiz da, Ahmatdı. Ne sözleden kuralsa da, ol

tilekni maganası bılay bolur: "Allah, canñgız kalgan balamı

tukum et!" Ahmatha karasañg, kaçan bolsa da,


Her sözünü şakaya vurmadan, gerçeğini söylese, öyle

yaşlı değil Gümüş Dede. Çok yaşamamış, çok

görmüş. Yaşından ziyade çile hissesi fazla. Çok insanın

gözünü yummuş, çokları uğurlamış Gümüş Dede

mezarlıklara. Köyde ondan çok sadaka veren yoktur.

Seni dünyaya getirenlerin(ana-baba) dünyadan göçmeleri

senin sırtına ağır bir yük olacak.

Bununla birlikte, seninle doğanlar: kız kardeşin,

erkek kardeşin gitseler senden önce, yükün ondan da ağır.

Hatta, kendi evlatlarına gelse ecelin sırası,

yaşlılık hemen gelmesin de ne yapsın. İki oğlu

ile iki kızı zamansız indiler yerin altına. Onlardan

sonra da çok akrabasına, dostuna üzüntü duydu Gümüş

Dede. Birini uğurlayıp dönerken diğerine sıra gelmiş, ana

ve baba sülalesinden kendi ve en küçük oğlu Ahmat'tan

başka kimsesi kalmamış Gümüş Dede'nin.

Taştan yaratılsaydı, Gümüş Dede da kırılırdı. Başka

bir şeyden yaratılmış da dayanıp gidiyor. Kırılmıyor, biraz

bükülmüş yere doğru sadece. Kırılmaya imkan

vermeyen bir özelliği var insanın. Vücudu taştan

yumuşaktır, içinde ise taştan sert bir öz vardır.

Kısmet payı olabilir o öz. Üzüntü, kaygı, zorluk yere

doğru büküp uğraşsalar, kısmet payı direk olup, yukarı

kaldırıp uğraşıyor. Kimseninde az değildir o payı. Hemen

tükenip kalmıyor. Hatırsız hayat her gün boyunca ondan

bir parça kopararak geçse de sonuna kadar bitiremiyor.

Gümüş Dedenin payından ne kadarı harcanmışsa da,

tükenmemişti o. Destek, direk olup duran oğlu Ahmat

beraberindeydi.

Gün sıcağında söğüt ağaçlarının gölgesinde Gümüş Dede

namaz kılıyor. Başında, süt gibi ağarıp, yüksek gök,

altında yeşil çimen. Kımıldıyor Gümüş Dedenin sakalı,

dudakları yumuşak sözleri fısıldıyor. Yanına ne kadar

yaklaşsan da, işitemiyorsun Gümüş Dedenin dertlerini.

Dertlenmeyi sevmiyor. Kimse de işitmemiş onun dertlendiğini.

*

Gümüş Dede dilek diliyordur. Nedir dilediği?

Bilmek zordur. Çoktur yaşlı adamın Allah'tan dileği.

Gümüş Dedenin dileği çok veya az ise de, bir dileği

kuşkusuz Ahmat'tır. Ne çeşit sözlerden kuruluyorsa da o

dileğin anlamı şöyledir: "Allahım, tek kalan yavrumu

soyunu çoğalt!" Ahmat'a bakarsan, günün birinde,

caşay-caşay, atasıça kıñgır kart bolur degen kıyındı.

Sakal, mıyık cañgı urgan, keñg imbaşlı, sir kathan,

çıraylı caş. Ne avur maşok salsañg da belin bükmey

eltirça karuvu bar. Kap-karadı çaçı-başı.

Bir-birlede "Çigan Ahmat" deydile.

Tirmenden çıksala, cal, akkanı üsün ak buku

basıb, Kümüş Akka boladı, caşını karalıgın a cuk

agartalmaydı. Ahmat kündüzün tirmende ötdüredi,

keçesin kayda toy-oyun bolsa anda. Elde em ariuv

kıznı süyedi Ahmat. Anı atı Bablinadı. Bablina meni honşumdu.

*

Meni atım Sülemendi. Segiz cıl bolgandı menñge.

Elde kalgan sabiyleça, cay, kış da Kobanda aşırama

künümü. Kış buzda uça, hoynuh bura, cay suvda.

Ertdenbla tüşsek Kobanñga, aşhamga derici iş

tababız. Aşham bolganı sayın, anam kaphak başına çıgıb

cumdurugun meni taba uzatsa, alay tebreyme üyge.

*

Segiz cıl tolgan edi menñge. Segiz cılda köz citi

köre bolmaz, kulak igi eşite bolmaz. Kaygı, buşuv

cokdu duniyada, bizni elge kellik tüldü deb tura edim.

Elibizni tögeregi tav edi, miyik edi. Ne küreşse da,

ötalmazça edi bizge kıyınlık. Kıyınlık a col izlemey

köre edim.

*

Şıkırtsız-tıkırtsız, aysız keçe, esletmey cayavlay kireyim

deb da küreşmey, ol şaytan acir cegilgen tört

çarhlı arbaça, cerni dünñgürdete, kayalanı sarsıta, okça

atılıb kirgen edi elibizge.

Ol arba em alga Kümüş Akkanı arbazında

çabhan edi. Çarhları bla tebleb, ezib, açı celi bla urub

çaçhan edi kart tirmençini kalgan nasıb ülüşün.

*

Men da, sabiyligimi tavusub, kulagım igi eşitginçi,

közüm igi körgünçü, köb zatnı anñgılamay,

kesimi ters etib, meni tersligim bolmasa, ol kıyınlık bizge

kellik tül edi deb, talay zamannı başımı cerge iyib,

kişini közüne karayalmay turganma.


yaşaya yaşaya, babası gibi kambur ihtiyar olur demek zordur.

Sakal, bıyık yeni çıkmış, geniş omuzlu, dimdik,

yakışıklı bir genç. Ne kadar ağır çuval koysan da belini bükmeden

götürecek kadar kuvveti var. Simsiyah saçlı ve koyu esmer.

Bazen "Çingene Ahmat" diyorlar.

Değirmenden çıksalar, kırçıl, dedenin üstünü beyaz toz

kaplayıp Gümüş Dede oluyor, oğlunun esmerliğini ise hiçbir şey

beyazlatamıyor. Ahmat gündüzlerini değirmende geçiriyor,

gecesini ise nerede düğün-dernek varsa orada. Köyde en güzel

kızı seviyor Ahmat. Onun adı Bablina 'dır. Bablina benim komşumdur.

*

Benim adım Sülemen'dir. Sekiz yaşımdayım.

Köydeki diğer çocuklar gibi, yaz kış Koban ırmağında geçiriyorum

günümü. Kış buzda kayıp, topaç çevirip, yazın ise sudayım.

Sabah insek Koban ırmağına, akşama kadar bir şeyler

buluyoruz. Akşam olunca da, anam avlu önüne çıkıp,

yumruğunu bana doğru uzatsa, öyle dönüyorum eve.

*

Sekiz yaşımı doldurmuştum. Sekiz yaşında iken herhalde göz

iyi görmez, kulak iyi işitmez. Tasa, üzüntü

yoktur dünyada, bizim köye gelmez diyordum.

Köyümüzün çevresi dağlık idi, yüksek idi. Ne kadar uğraşsa da

geçemezdi bize zorluk. Zorluk ise yol sorup

aramıyormuş meğer.

*

Sessiz, aysız gece, hissettirmeden, yaya gideyim

diye uğraşmayıp, o şeytan aygırının koşulduğu dört

tekerlekli araba gibi, yeri sarsıp, kayaları titretip, ok gibi

atılıp gelmişti köyümüze.

O araba ilk önce Gümüş Dedenin avlusunda

gezmişti. Tekerlekleriyle çiğneyip, ezip, sert rüzgarıyla vurup

dağıtmıştı yaşlı değirmencinin mevcut kısmet payını.

*

Ben de, çocukluktan çıkıp, kulağım iyi duyuncaya,

gözüm iyi görünceye kadar, çok şeyi anlamayıp, yanlış

düşünüp, benim hatam olmasaydı, o dert bize

gelmeyecekti diye çok zaman başımı yere eğip,

kimsenin gözüne bakamadan durdum.

Minñgi Tau'nu tübünde Kümüş Akka, caş zamanında

uvga aylana kelib, b'uvnu marab athandı kaçan ese da.

Kümüş Akkanı atası, b'uvnu etin elge çaçıb,

terisin namazlık etib, müyüzlerin da üylerini eşik

başına urgandı. Nasıb ketmesin üyümden deb.

İgi abadan bolur edi buv, müyüzlerine karasañg.

İgi kesekge bolgandı eti tişlik. Terisi da alamat

bolgan bolur. Kümüş Akkanı atasına da, Kümüş

Akkanı kesine da köb namaz etdirgendi, tügü

aşalgınçı. Tügü aşalganına, oltan bola,

cırtılıb boşalgandıla, men tuvgunçu.

Ol buvdan cuk kalmagan edi, men kesimi

eslerge, cañgız müyüzleri bolmasa. Mazallı, köb butaklı,

altınça sapsarı müyüzleri. Entda cuk bolmay

turluk bolur edi alaga, men tüb etmesem alanı!

Bir karanfil keçe elden tirmenñge tüşüb, Akkanı

eşik başında mazallı tot çüy bla urulub turgan

müyüzleni kobarıb, Koban'ñga athan edim!

*

Kün issi, tüz başıbızdan tiyedi. Sabiyle coppu

cıyılıp, tutuş açhanbız. Kümüş Akka namaz etib

boşab, bizni karıvubuznu sınaydı. Cay sayın bizni içibizden

em tirini ayıruvçandı tutuşdurub. Bıltır

göceb men edim. Menñge savgaga Kümüş Akka

süyek sablı kâmçi berib, ol kâmçi bla bıyılga deri

teñglerimi suklandırıb turganma. Bıyıl a temirçi Ahiyanı

caşı Küçük eki cavornumu issi kumga cabışdırgandı.

Horlanñganımı bileme, alay a tınç bolurga koymaydı

kızgan cüregim. Ne eterge bilmey, kaygı izleb başlayma.

"Hıylalık etib cıkgansa" deyme Küçükge. "Beli-bavum

asırı boş bolub... Canñgıdan köreyik."

"Boş tüldü, koluñgu suk da bir kör!" deydi Küçük,

karnın köbdürüb.

Elbruz dağının eteğinde Gümüş Dede, delikanlı zamanında

ava gidip, geyik avlamış, zamanın birinde.

Gümüş Dede'nin babası, geyiğin etini köye dağıtıp,

derisinden namazlık yapıp, boynuzlarını da evlerinin kapısının

başına çakmış. Kısmet eksik olmasın evimden diye.

Epeyce iri olmalıydı geyik, boynuzlarına bakarsan.

Epey kimseye yetişmiş eti kebap yapmak için. Derisi

güzel olmalı. Gümüş Dede'nin babasına da, Gümüş

Dede'nin kendisine de çok namaz kıldırmıştır, tüyleri

yıpranana kadar. Tüyleri yıprandığında, keçe gibi olup,

yırtılıp gitmiş, ben doğmadan.

O geyikten bir şey kalmamıştı, ben kendimi bileli,

sadece boynuzları hariç. Kocaman, dallı budaklı,

altın gibi sapsarı boynuzları. Hala hiçbir şey olmadan

durabilirlerdi, ben onları yok etmeseydim.

Karanlık bir gecede, köyden değirmene inip, Dede'nin

kapı üzerindeki kocaman, paslı çivi ile çakılmış

boynuzlarını çıkarıp, Koban ırmağına atmıştım.

*

Güneş sıcak, tam tepemizden geliyor. Çocuklar

toplanıp, güreş müsabakası yapıyoruz. Gümüş Dede namazını kılıp

bitirmiş, bizim gücümüzü deniyor. Her yaz içimizden

en güçlüsünü seçiyor güreştirip. Geçen yıl

başpehlivan ben idim. Bana ödül olarak Gümüş Dede,

kemik saplı bir kamçı vermiş, o kamçı ile bu yıla kadar

arkadaşlarımı imrendirdim. Bu yıl ise demirci Ahiya'nın

oğlu Küçük iki kürek kemiğimi sıcak kuma yapıştırdı.

Yenildiğimi biliyorum, fakat rahat bırakmıyor

kızgın yüreğim. Ne yapacağımı bilemeyip, bela arayıp duruyorum.

"Hile yapıp yendin" diyorum Küçük'e. "Kemerim

fazla bol olup... Yeniden deneyelim."

"Bol değil, elini sok da dene!" diyor Küçük,

karnını şişirip.


"Köbdürme karnıñgı!" deb, kindik başından cumdurugum bla

türteme. Küçüknü cumdurugu da üyde kalmagandı. Kelib, taşça,

köküregime tiyedi.

Avuzubuzdan söz çıgarmaganlay, cumduruklanı

söleşdirebiz kızuvdan kızuv. Bizni ayırırga tebreb,

ayıralmaganlarında, başhala da katışa tebreydile tüyüşge.

Küçüknü tenñgleri Küçük canlı, meni tenñglerim

meni canlı. Barıbız da eki üleşinip, bazar tüyüş uzak sozuladı.

Kümüş Akka, manñgılay tübünden karab, tınñgılab turadı da,

burunla buzula başlaganlay, "Tohtagız,

dogralarıgıznı sanagız!" deb hahaynı basadı.

Sora barıbıznı da tögerek tizib, Küçüknü sırtından kagıb:

"Aferim, Ahiyanı caşı, göcebge, savga bıçagım seni" deydi.

Küçük, bıçaknı alıp, kınından çıgarıb, bir kesek da karab turub,

ızına uzatadı Kümüş Akkaga.

"Menñge uzatma, tak beliñge, sav cürüt!"

"Ogay, kesiñgde tursun."

"Caratmay mısa?"

"Caratama. İgi bıçakdı."

"Al sora."

"Kesimi bıçagımbardı."

"Alay ese, başha savga al. Uyalma, nek tınñgılaysa,

nek kubulasa? Sagış et da, ne süyseñg da tile."

Küçük cuk tilemey koyub, Kümüş Akka ketgeninde,

izlegenin bizge aythan edi.

"Ayıb bolur deb koydum ansı, tilerim a bar edi."

"Ne zat?"

"Tilesem, bu müyüzleni bermez mi?"

"Bermese, koyar, ayt da kör tambla" degen edile Küçükge caşla.

*

Men ant etgen edim, ne etsem da, müyüzleni

anı koluna tüşürmezge. Ol antımı tolturayım deb

athan edim alanı ol keçe oguna urlab Koban'ñga!

"Şişirme karnını!" diye, göbeğinden yumruğumla

ittim. Küçük'ün yumrukları da evde kalmadı. Gelip, taş gibi,

göğsüme değdi.

Ağzımızdan tek bir kelime çıkarmadan, yumrukları

konuşturuyoruz, hararetle. Bizi ayırmaya çalışıp,

ayıramadıklarında, diğerleri de kavgaya karışmaya başladılar.

Küçük'ün arkadaşları Küçük'ün tarafında, benim arkadaşlarım da

benim tarafımda. Hepimiz ikiye ayrılıp, pazar kavgası epeyce sürdü.

Gümüş Dede, alnının altından bakıp, durumu gözleyip bekledi,

burunlar kanamaya başlayınca,

"Durun, şişliklerinizi sayın!" diye bağırdı.

Sonra hepimizi daire şeklinde dizip, Küçük'ün sırtına hafifçe vurup:

"Aferim, Ahiya'nın oğlu pehlivana, ödül bıçağım senin" dedi.

Küçük, bıçağı alıp, kınından çıkarıp, biraz bakıp,

geriye uzattı, Gümüş Dedeye.

"Bana uzatma, tak beline, hayırlı olsun!"

"Hayır, kendinde kalsın."

"Beğenmiyor musun?"

"Beğendim. İyi bıçak."

"Al o zaman."

"Kendi bıçağım var."

"Öyleyse, başka hediye al. Utanma, neden susuyorsun,

neden bekliyorsun? Düşün de, neyi istersen iste."

Küçük hiçbir şey istememiş. Gümüş Dede gidince,

istediği şeyi bize söylemişti.

"Ayıp olur diye söylemedim, yoksa istediğim var idi."

"Nedir?"

"İstesem, o boynuzları vermez mi? "

"Vermezse kalır, söyleyip dene yarın" demişlerdi çocuklar Küçük'e.

*

Ben yemin etmiştim, ne yapıp edip, boynuzların

onun eline geçmemesi için. O yeminimi yerine getirmek

için atmıştım onları daha o gece çalıp Koban ırmağına!
 
Batçalanı Mussa (Kumuş, 1939 -1982)

Kumuş köyünde doğan Hacı-Kişi oğlu Mussa Batça'nın çocukluğu ve gençliği Orta Asya'da sürgün

hayatında geçmiştir. 1975 yılında Moskova'da Maksim Gorki Edebiyat Enstitüsünden mezun

olmuştur. İnsanların iç dünyalarını dile getiren felsefi türde şiirler yazan Mussa Batça'nın "Sagışla"

(Düşünceler) adlı ilk şiir kitabı 1968 yılında yayımlanmıştır. Mussa Batça daha çok nesir türünde

verdiği eserlerle tanınmıştır. "Elçilerim" (Köylülerim) adlı ilk hikaye kitabı 1972 yılında yayımlanmıştır.

Piyes türünde de başarılı örnekler veren Mussa Batça'nın "Töppesinde Culduz Canñgan " (Tepesinde

Yıldız Parlayan) adlı piyesi pek çok yerde sahnelenmiştir. Mussa Batça'nın eserleri: Sagışla

(Düşünceler)-1968, Elçilerim (Köylülerim)-1972, Ölüb Ketginçi (Ölüp Gitmeden)-1983, Adam Bolurga

(İnsan Olmak)-1987.


www.AfyonKaracay.com


<<< ARTGA
<< artga