BEKİR İLE ZUNA
Bir defasında ihtiyar dağlı Seyid ile birlikte Teberdi'nin Yukarı bölgelerinde avlanırken, Aman-Avuz (Kötü Boğaz = Sarp Geçit anlamına gelen) yere gelmiştik ve yorucu bir günün ardından, geçitteki kayalıklardan birinin altında gece konaklamak için kamp kurmuştuk.
Etraf göz alabildiğine sarp kayalıklar ve siyah çam ormanı ile çevriliydi, ancak bulunduğumuz yerin hemen aşağı kısmı bir zamanlar dev çam ormanı iken şimdi yanmış ağaç kütükleriyle kaplı kocaman boş bir alana dönmüş; etraf esrarengiz ve müthiş dehşet saçıyordu.
- Bu esrarengiz alan ne zaman ve nasıl oluştu? diye sorduğumda, o ana kadar sükunetini korumakta olan İhtiyar Seyid bana aşağıdaki hikâyeyi anlatmaya başladı:
- Bundan uzun seneler önce, Teberdi Geçidi'nin etrafındaki köylerden birinde, Azamat isminde fakir bir dağlı yaşamaktaydı. Bütün malı mülkü yoksul bir barakadan ve bir çift kısraktan ibaretti. Azamat'ın karısı genç yaşta ölmüş ve geride ihtiyara kızları Zuna'yı bırakmıştı. Azamat kızını, kendi ruhu gibi büyütmüş ve yetiştirmişti. Kızı Zuna 17 yaşına geldiğinde, çok güzel bir genç kız olmuş ve ihtiyar babası onun gelecekteki evliliği hakkında düşünmeye başlamıştı. Kendisi fakir biriydi, bu yüzden kızını mutlaka zengin bir dağlı ile evlendirmeyi, yüklü miktarda Kalın (başlık veya süt parası) alarak durumunu az da olsa düzeltmeyi istiyordu.
Bir defasında Azamat barakasının önünde yanan ateşin karşısında otururken, köpek havlamaları işitti ve hemen sonra, omuzunda tüfeği ile genç ve yakışıklı bir dağlının çıkageldiğini gördü.
Genç dağlı, isminin Bekir olduğunu, komşu köyden olduğunu, yaban sığırı avlamak için çıktığını, ancak gece bastırınca bu köyde konaklamaya karar verdiğini anlattı.
Misafir ve ihtiyar ev sahibi, o gece uzun-uzun sohbet ettiler: Bekir av hakkında anlatırken, İhtiyar Azamat ve güzel kızı Zuna onu dinlediler.
Sohbet esnasında Bekir sık-sık gizlice güzel Zuna'ya bakmakta ve genç yüreğinin ona akmakta olduğunu hissediyordu; aynı şekilde oda Zuna'da iyi bir etki bırakmıştı.
Sabah olunca Bekir, misafirperverliği için ev sahibine teşekkür ederek, tekrar ava çıkmak için yola koyuldu, ancak artık avlanırken geç vakitlere kalmaya başlamış ve bundan ötürü İhtiyar Azamat'ı daha sık ziyaret eder olmuştu. Bekir bu misafirperverliğin altında kalmamak için İhtiyar Azamat'a avladığı yaban sığırlarını ve dağ keçilerini getiriyordu. Fakat bu tanışma gençler arasında pek yararlı olmamıştı: Bekir Zuna'yı çok sevmiş ve oda aşkına karşılık vermişti. Ancak fakir olduğu için, İhtiyar Azamat kızının yüklü miktarda Kalım almaksızın, kızıyla evlenmesine izin vereceğine dair hiç ümidi yoktu.
Bir sonbahar sabahı İhtiyar Azamat ormana ağaç kesmeye gitmişti. Bu sırada Bekir Zuna'ya gelerek babasının rızası olmaksızın onunla evlenmesi için ikna etmeye çalışır.
Uzun süre kararsız kaldıktan sora Zuna, kaçmaya razı olur. Ve Bekir ile birlikte İhtiyar Azamatı yanıltmak için anlaşırlar. İhtiyar Azamat döndüğü zaman, Bekir ayı avına gideceğini söyler. Zuna da komşunun kızına gideceğini söyleyerek izin alır. Bu şekilde İhtiyar Azamat'ı yanıltarak köyün çıkışında buluşurlar ve kaçarlar.
Uzun süre kızı Zuna'yı bekleyen İhtiyar Azamat, gece olduğunda kızının gelmediğini görünce, Bekir'in kızını evlenmek için kaçırdığını anlar. İhtiyar Azamat öfkesinden yanıp tutuşmaktadır, tüfeğini kaptığı gibi kaçakları aramak için yola koyulur, ama gün boyu dolaştığı halde kızının izini bulamaz, kızını lanetler, Allah'tan Zuna'yı ayıya dönüştürmesini, Bekir'i ise hayatı boyunca ayıların peşinde dolaşmasını ancak bir tane bile vuramayarak cezalandırılmasını diler.
Bu zaman zarfında Bekir ile Zuna dağlara varmışlardır. Gece boyunca durmaksızın kaçtıkları için, güneşin doğuşundan hemen önce çimlere uzanmışlar ve hemen sonra uykuya dalmışlardır. Bekir uyandığı zaman, Zuna'nın yanında olmadığını sadece eşarbının olduğunu dehşetle görür. Etrafına bakınırken ormana doğru giden dişi bir ayı fark eder. Bekir uzun süre Zuna'nın dönmesini bekler, fakat sabrı tükenince, köye İhtiyar Azamat'a uğramaya karar vermeksizin, ormana doğru yola koyulur.
Kandırılmış olan İhtiyar Azamat ise kaçakları aramayı sürdürür. Sık-sık Bekir'i öldürme düşüncesi ile tüfeğini alarak nişan alır. İhtiyar Azamat'ın atlarına göz-kulak olması için bırakabileceği kimsesi olmadığından, onları da Aman-Avuz geçidindeki yaylaya götürür.
...
On gün kadar geçtikten sonra, atlarını kontrol etmek için gittiğinde, yiyeceğin bol olmasına rağmen, aşırı derecede zayıfladıklarını fark eder.
İhtiyar Azamat Bekir'i birkaç gün daha dağ zirvelerinde aradıktan sonra tekrar atlarını kontrol etmeye gider, ve büyük bir hayretle hayvanlarını iyice zayıflamış, bitkin bir halde bulur. İhtiyar Azamat bir şeylerin kötü gittiğinden şüphelenir ve bunun sebebini öğrenmeye karar verir. Atlarını gözetlemek için kocaman ve yaşlı bir çam ağacına saklanır. Çok fazla beklemesi gerekmemiştir. Güneş henüz dağların arkasına saklanmıştır ki, ormanın içinden kocaman dişi bir ayı çıkar ve atlara doğru yönelir.
İhtiyar Azamat daha ne olduğunu bile anlamadan, Dişi Ayı, atlardan birinin üstüne sıçrar, vahşice kükremeye ve hayvanla birlikte ormana doğru dörtnala koşmaya başlar. Tam da İhtiyar Azamat'a yaklaştığı esnada, İhtiyar Azamat tüfeğiyle ateş ederek Dişi Ayıyı atın üzerinden yere yuvarlar. İhtiyar bulunduğu yerden fırlar, kamasını kaptığı gibi Dişi Ayıyı boğazlamak için koşmaya başlar; tam bu esnada Dişi Ayı insansı bir sesle konuşmaya başlar:
- Babacığım! Sen beni lanetledin, beni öldürdün!.. bu sözleri söyleyerek son nefesi verir...
İhtiyar Azamat anlar ki bu Dişi Ayı lanetlemiş olduğu biricik kızı Zuna'dır, kızının cansız bedenine eğilir ve hıçkırarak ağlamaya başlar. Bu şekilde tan kızıllığına kadar kızının başında kalır.
* * *
Bu sabah Bekir Aman-Avuz geçidine çok da uzak olmayan bir yerde avlanmaktadır. Zuna'nın ortadan kaybolduğundan beri avda başarısızlık hiç peşini bırakmamıştır: Ne bir tane yaban sığırı, ne de bir tane ayı avlayabilmiştir. Bu düşünceleri ilerlerken, dikkatlice baktığında yerde yatmakta olan ayıyı görür, artık başarısızlarını telafi etme zamanı geldiğini ümit ederek gizlice sokulur. İyice yaklaştığında tetiği çeker, ancak etraf güçlükle işitilen insan çığlığıyla dolar.
Bekir ayının üzerine atıldığında, ölmüş olan Dişi Ayıyı, hemen yanında da göğsünden vurulmuş olan İhtiyar Azamat'ı görür.
İşte o zaman ölmekte olan İhtiyar Azamat şöyle der:
- Affet beni Bekir! Ben kendi kızımı lanetledim ve onu öldürdüm... Senide öldürmek istemiştim, ama sen beni öldürdün. Haklısın, Allah beni öbür dünyada cezalandıracaktır. Hiçbir zaman Hz.Muhammedi ve cenneti göremeyeceğim. Yalvarırım benim günahım için Allah'a dua et! – İhtiyar Azamat bu sözlerle ruhunu teslim eder.
Bekir o gün akşam karanlığına kadar İhtiyar Azamat ve Zuna'nın cansız bedenlerinin başında bekler, hayatı boyunca münzevi bir hayat süreceğine ant içer, bir parça dinlenmek ve sabah olunca İhtiyar Azamat ile Zuna'yı defnetmek için kayalığın üzerindeki çimlere uzanır. Fakat daha uzanmasına fırsat kalmadan, gökyüzü siyah bulutlarla kaplanır, şimşekler çakar, yağmur bardaktan boşanırcasına yağmaya başlar.
Birden bire ortalık eşi görülmemiş çakan bir şimşeğin ışığıyla aydınlanır, sanki dev kayalar, kayalıklardan parçalanmaktadır, kulakları sağır edecek şiddette bir ses yayılır, orman yanmaktadır, ve bardaktan boşanırcasına yağan yağmura rağmen sabaha kadar yanmaya devam eder.
Yağmur dinip, ortalık sakinleştiğinde Bekir, bir zamanlar harika bir çam ormanı olan, çiçekler açan vadi yerine, çıplak ve yanmış ağaç kütükleriyle dolu boş araziyi görür. Bekir İhtiyar Azamat ve Dişi Ayının cesetlerine ne olduğuna bakmak için gittiğinde, gözünün önüne insanın tüylerini ürperten manzarayla karşılaşır: Yanmış iki insan bedeni hemen önünde durmaktadır.
Bekir kendine geldiği zaman, güneş; dağların üstünde yükselmeye, insanların günahlarından dolayı Allah'ın takdir ettiği cazayı – o hüzünlü manzarayı ışınlarıyla aydınlatmaya başlamıştı. Bekir mezarı kazdı, cesetleri defnederek, günahlarının bağışlanmasını dilemek için, insanlardan uzakta, dağlara doğru yola koyuldu. Çünkü güzel Zuna ve ihtiyar babası onun yüzünden ölmüşlerdi.
* * *
İşte aradan birkaç sene geçtikten sonra, İhtiyar Seyid, dağların o en zapt olunmaz derinliklerinde yaban sığırlarını avlarken, tesadüfen bir mağara buldu. Orada tanınması çok güç hale gelen, bir zamanların yakışıklı avcısı Bekir'i otururken gördü. Seyidin bu karanlıklara nasıl düştüğü sorusuna, münzevi hayatı seçen Bekir, bu hüzünlü hikayeyi anlattı.
Seyit ise bana bu hikayeyi anlatırken, Bekir'in hala kendi mağarasında yaşadığını, Allah'ın onun ruhunu kabul etmediğini, zira Bekir'in henüz günahları için ettiği duaların yeterli olmadığını, kendi düşüncesini ekleyerek söyledi. Seyit hikâyesini tamamladığında, ateşimiz sönmek üzereydi, bizde hızlı bir şekilde bir şeyler atıştırarak, sabahleyin dağlarda yaban sığırı avlamak için dinlenmeye çekildik.
Fakat uzunca bir süre gözüme uyku girmedi; olaylar gözümün önünde canlanmaya başlamıştı: Güzel Zuna, İhtiyar Azamat, Dişi Ayı ve Bekir. Sanki gönlünün yârini, güzel Zuna'sını, arasa bulacakmış gibi yanıp kül olmuş bomboş alanda gezinen, ağlamaktan gözleri kan çanağına dönmüş bir adam, hayalimde canlanmıştı.
NOT: Bu efsane, her zaman Seyid ile birlikte Teberdi Dağlarında avlanan, ihtiyar avcı, Kislovod Apartmanın sahibi, İ.S.Grigorev'in sözlerinden yola çıkılarak yazılmıştır.
“Pyatigorskoe Eho” Gazatesi - No 7 - 9 Ocak 1913
Rusça aslından çeviren (Перевод с Русского Языка): isazade@gmail . com
Orjinal Metin (Оригинальный Текст) :www.AfyonKaracay.com