< Seçme Yazılar

KARAÇAY’IN YARINI VAR MIDIR?
1 - 2 - 3 - 4 - 5


“ … Hak için, Halk için uğraş vermek her bir adama borçdur. Doğruları yazdığım için bu kitabın zorluklarla basılacağını biliyorum. Öyle de olsa, okuyucunun eline düşer…” –diyen Bilal Laypan’ın yazı dizisinin birinci bölümünün Türkçesi:

1

Halkımızı düşünen insanların endişesidir bu soru. Halklar yaratılıyor, büyüyüp-gelişiyor, devlet oluyor, sonrasında ise değişik sebeplerden, tarihte yok olup gediyor. Fakat, halk dinine bağlı ise, millet anlayışı güçlü ise, yolunu, tarihini unutmayacak şekilde yazma dili, kitabı var ise, ancak böyle bir halk kendini zamana, ölüme yendirmeyecektir. Çil yavrusu gibi dünyaya dağılıp giden Yahudi halkı, iki bin yıldan sonra ölen dilini dahi diriltip, devletini kurması buna şahittir. Özde, halkın dili, yazma dili, yurdu bile olsa dahi, bağımsız krallığı (devleti) yok ise, başına buyruk, yazı işlerinde bağımsız değil ise, bu tür şeyler için uğraşmıyorsa, öyledir de; o halk er yada geç dilsiz kalacak! Yurtsuz kalacak! Halk olgusunu yitirecektir! Bu yüzden büyük yada küçük halkların “uğraşı” kendi devletlerini kurmak içindir. Korunmanın bundan başka bir yolu yoktur!

Dünyanın hangi devletinde olursa olsun kendilerine düşen payı fazlasıyla alabilen Yahudiler, kendi devletlerini kurmadan durmadılar. Ne için? Dünyadan yok olup gitmemek için! Yurtlarında Halk olup, Bağımsız-Devlet olup yaşamak için!... Amma, halk kendi kendine <<halk bilincimi koruyayım, yurdumu koruyayım>> diye, ortak bir fikirde birleşip sonuca varamıyor.

Halka, devlet olma bilincini sindirmek için uğraş veren bir kitle gerekir. Yahudilerde bile bahsi geçen bu kitle bir günde oluşmadı, kendi içlerindeki farklı düşünen diğer gruplara fikirlerini öyle bir günde kabul ettirmediler!..

Farklı fikirleri hep vardı: <<Biz Yahudilerin bundan iki bin yıl öncesinde de vardı kralımız ve devletimiz. Kralımız-devletimiz bizi kötülüklerden koruyamadı. Şimdi biz yaşamakta olduğumuz devletlerde, yaşamımızı sürdürüp çoğalmamız gerekir. Nerde yaşadığımızın hiçbir önemi yok, yeterki biz başta-başcı olalım, zengin olalım rahat, yaşayalım>>.

Halk-Yurt-Devletçi zihniyet ise bu fikre sahip olan kişilere karşı acımasızca mücadele etti: << Siz Musa Peygamberimizin vasiyetlerine sadık değilsiniz. Doyduğunuz yer sizin için doğduğunuz yerden daha kıymetli! Dinden, dilden, yurttan dahi kıymetli midir dünya malı!? Öyleyse siz Musanın ümmetinden değilsiniz!>>. Yahudiler kendi aralarında ikiye bölünüp birbirleriyle bu şekilde uğraştılar. Yapdıkları bu mücadelede, kimin kazandığına ise bugünkü İsrail Devleti şahitlik ediyor.

Çok uzaklara gitmeden, komşu halklardan örnekler de verebiliriz. Söz misali, Kabartıyı (Kabardeyi) alıp bakalım. Alan Devletimiz dağıldıktan sonra, aşağı bölgelerden gele-gele bize ait olan düzlükleri zapt eden halkdır onlar. Daha sonraları ise, Rus İmparatorluğunu arkasına alarak, bize ait olan yerlerimizi kendi bölgelerine katıverdiler.

Kabardey beyleri pis emellerine ulaşmak için, her türlü işi yapmaktan (asaletten uzak, adice işleri) geri kalmadılar. Bir misal; 1557 senesinde Kabardey beyi Temrük Rus Padişahına kul-köle olmaya dahi razı olduğunu bildirip, gavur (rus) dinini kabul edip, kızını ise İvan Grozniy’e gelin etti. O gün bugündür Kabardey’in başçılarının adetleridir; ne yapıp edip, altan girip üstten çıkıp Rus Kralını bize, Taulu’lara (kafkas dağlarında yaşayan eski Alan Türkleri “Dağlılar”) üsdürüp-kışkırtıp, kırdırıp, yerlerimizi ise kendilerine katmak! Öyledir ki, Rus İmparatorluğu, Tauluları kendi buyruğuna almak için Kabardeyi ihya etmiş, Kabardey de Tauluların yerlerini elde etmek için Rus gücünü arkasına almış. Bu gidişat tarihin sovyetler birliği döneminde de durmadan devam etmiştir.

1920 senesinin 17 Kasımın’da Tau Cumhuriyeti (Dağ Cumhuriyeti) kuruldu. Bu cumhuriyet Çeçen, İnguş, Oset, Kabardey, Malkar, Karaçay gibi bir “dizi” milletler topluluğundan oluşturuldu. Esasen, Kabardeyin tamataları (önde gelenler, beyler), Stalin’in yardımı ile Kabardey’i Dağ Cumhuriyetler birliğinden çıkardılar, bu şekilde başlamıştır Dağ Cumhuriyeti’nin dağılımı! Kafkas halkları tarafından kurulan bu Cumhuriyeti Ruslar istemiyordu: Kabardeyin eli ile dağıttılar, kurulan bu cumhuriyeti! Kabardeylerin bu “satma” işi için, akabinde Malkar milletinin (Balkar Türkleri) bölgesel yönetimi Kabardeylerle birleştiriliyor… nihayetinde ise işin sonucu nereye varacağı bellidir: Malkarlıların yönetimi artık Kabardeyler’in elindedir! (yazıya EK NOT: Mevzu bahis Kabardey-Balkar Cumhuriyetidir! Burda parçala böl ve yut politikası en acımasız şekilde işletilmiştir. Günümüze kadar Malkar halkına yapılan haksızlıklar halen devam etmektedir. Karaçaylar ile Malkarlar aynı dili konuşan, tarihin derinliklerinden o günlere dek Kuzey Kafkas Dağlarının en yüksek bölgelerinde, derin vadi ve düzlüklerinde toprak bütünlüğünü korumuştur. Bu halk Alan Türklerinden bir başkası değildir. Karaçayı Malkarından, Malkarı ise Karaçayından bu şekilde bölüp ayırmışlar!)

1944 senesinde ise, Kabardey başkanının yazmış olduğu kağıda istinaden, Stalinci-Beriyacı rejim Malkar halkını Orta Asya’ya sürgün ediyor, Malkarlılara ait olan mal ve mülk varlığı ile topraklarının büyük bir kısmını ise Kabardeylere veriyor!

Kabartının, Dağ Cumhuriyeti Birliğinden çıkartılması ile, Dağ Cumhuriyeti ile sınırı kalmayan Karaçaylılar da doğal olarak birlikten çıkartılmış olur. Ali oğlu Ömer’in uğraşısı ile, 1922 senesi Ocak ayının 12’sinde Karaçay-Çerkez Özerk Bölgesi kuruluyor. “Karaçay Bölgesi” şeklinde kuracağı yerde “Karaçay-Çerkez Bölgesi” diye kurması, Alioğlu’nun çok büyük hatasıydı, bu hatanın getirmiş olduğu zorluk ve felaketlerden bugün-bugece dahi kurtulamadan gidiyoruz.

Karaçay’a ilave “ek” edilen, bu “Çerkez Halk”, “Çerkezliler” nerden çıktı! O senelerde bütün belge ve dökükanlarda onlar için “Kabartılı”lar diye söyleniyor, Tau Cumhuriyeti’nin diziminde de sadece “Kabartı” görünüyor! Gerçek ise şudur! Çerkes diye halk yoktur!

Karaçay’ın yerlerine kaçak Kabardeyleri Rus İmparatorluğu 19. yy.da yerleştirdi. Esasen, hali hazırda bir Kabardey Bölgesi varolduğu için Karaçay bölgesinde yaşayan Kabardeyler’e (ikinci bir özerk bölge kurmak için) Ruslar müsaade etmeyeceklerdi. Bu yüzden ikinci bir bölge ol(uştur)mak için Karaçay bölgesinde yaşayan Kabardeyler kendilerini belge ve dökümanlarda “Çerkez” olarak yazdırmaya başladılar. Az sayıda olmalarından dolayı, kendilerine Beslenay’lıları, Abaza’lıların ise büyük bir kısmını kattılar. Bu tür hiyleler ile 1920-1930’lu yıllarda yeni halk ve yeni bölgesi kuruldu! Böyle hile ve desiseler ile yaratılıp Karaçay’a ilave edilen bu halktan, biz nasıl bir iyilik bekleriz!

Karaçay Bölgesinde yaşayan, Karaçay gücü ile kurulan Çerkez Krallığı, Karaçay’a “teşekkür edeceği” yerde, Karaçaylılardan kat be kat daha az sayıda olmalarını göz ardı ederek, her ne varsa iki eş parçaya bölmek için, hak iddia edip, durmadan Moskovaya şikayet belgeleri yazmayı biliyor, ve fakat, şartların gerektirdiği gibi yaşamayı ise bir türlü kabul etmiyor! Bu yüzdendir ki, “Karaçay-Çerkez Bölgesi” 1926 senesinde iki parçaya bölüşülüyor; Karaçay Bölgesi ve Çerkez Bölgesi… Böylelikle Malkarı yutmaya çalışan Kabardey (Kabardey Balkar Cumhuriyeti) bölgesinden sonra, Karaçay topraklarında “Çerkez” adı ile ikinci bir Kabardey Bölgesi kurulmuş oluyor. Kabardeyler yüzyıllar boyunca Karaçay-Malkarlılar ile “dostane” bir şeklide yaşamayı benimsemediler, onu bırak, kendi gücünün bize yetmeyeceğini bilgidiği için, üstümüze yalan yanlış yakıştırmalar yapıp, Rus yönetimlerine bizi kötüleyerek, bizim sonumuzu getirmek için çabalayıp durmaktalar.

Karaçaydan kopartılıp kendileri için bölge oluşturulan, fakat sayılarının az olmasından dolayı Rus ve Kazaklardan yardım almadan duramayan Çerkezler için hayat umulanın aksine daha da zorlaşır. (Özellikle Karaçaylar yaşadıkları bölgeden haksız yere topluca (14 yıl) sürgün edildiklerinde, o sevilmeyen Karaçaylıların bölgede nasıl bir denge unusuru olduğu daha da su yüzüne çıkacak, çerkezler için o dost bildikleri Rus ve Kazaklar onlara hakaret boyutunda yaşamlarını zehir edecekdirler.) 1957 senesinde Karaçaylılar sürgünden dönüp (ata yurtlarına geri) gelmeselerdi, az daha Çerkez bölgesi “millet bölgesi”, (yani binlerce yıllık karaçay toprakları, önce çerkez bölgesi adı ile bölünüp, yutulacak, nihayetinde –millet bölgesi- adı ile rus toprağı) olacaktı.

<<Kendi dillerinde konuşamayan, selamlaşmaya bile korkan Çerkezler, biz Asya’dan dönüp geldiğimizde, devlet dairelerinde bile “Selam Aleyküm” diye söze başladığımızda, şaşırıp bir değişik bakıyorlardı bize.>> deyip yaşanılan o günlerden bize haberler anlatırdı gazetecimiz Seyit Laypan… (Ek not: sözde kendi bölgelerinde hür yaşayabileceklerini sanan çerkezlere hayatı bu derece zorlaştıran, rus ve kazaklardır! Etnik yapıya dışardan müdahele olduğunda durum ortadadır, Karaçay ve Malkarların sürgün edilişi, etnik yapıyı bozmaya yönelik bir hareket idi.)

Ben kendim Çerkessk’te yaşlı bir kazaktan duyduklarımı, ne bir eksik ne de bir fazla ile okuyucuya aynen aktarıyorum: <<Siz, banditle (eşkiya), nasıl geri döndünüz(!). Siz yokken “oh” ederek yaşıyorduk(!). Biz, delikanlı gençler, akşam vakti yol kenarlarında oturup, kızlar ile sohbet ederdik. Bize şüpheci bakışlar atarak geçip gitmekte olan Çerkez gençleri görsek, durdurup, sırtlarına kızlarımızı oturtur, ileri geri yürütür, dalgamızı geçer, hatta sırtlarında kızlarımızı evlerine kadar götürdüğümüz dahi olurdu. Siz geldikten buyana, bizim delikanlı gençlerimiz sokağa çıkmaya dahi korkup başladılar. Şehir meydanlarında alkışlarınız, tepsevleriniz (oyunlarınız) gece ortasına kadar durmuyor>>.

Biz Asyadan geri döndüğümüz zamanlarda Çerkezliler sinmiş vaziyette, başlarını kaldıramadan duruyorlardı. Karaçaylıların geri dönmesi onlar için bir “nasip” oldu. Bir-biri ile anlaşamayan, 1926 yılında bir-birinden ayırılan iki halkı, 1957 senesinde yeniden birleştirip, “Karaçay-Çerkez Bölgesi”ni kuruyorlar. Sonrasında sürgünden geri dönen Karaçaylılara gönderilen paranın büyük bir kısmı ise Çerkessk şehri ve yakınlarındaki bölgelere dağıtılıyordu. Birlikte yaşam süreci Karaçayların payını yemek şeklinde yeniden başlandı… Bu gün bu gecedir durumda bir değişiklik yok! (Halkımız sürgünden döndüğü senelerde, eski “Karaçay Bölgesi”ni yeniden yapılandırmak için o günün rus yönetimi tarafından gönderilen yardım fonunun Çerkez oblispolkom’un* başkanı Kardanov tarafından hasır altı edildiğini de unutmayalım.)

Karaçay-Çerkez Cumhuriyeti’nin yeri 14,3 bin kilometre karedir. 1943 senesinde Stalinin yok ettiği Karaçay Bölgesinin yeri ise 11,4 bin kilometre karedir. Yerlerimiz çok olmakla beraber, Elbruz dağı (Minggi Tau), mermer taşlar, vadiler, su zenginliklerimiz, dağlık arazilerdeki yaylalarımız, yer altı zenginliklerimiz, açıkça söylemek gerekirse bizde olmayan bereket yok! Komşularımızın bizden ayrılmadan bir mantar gibi yapışıp durmalarının tek sebebi de budur!

1990’lı yıllarda Karaçay halkının <<Cemaat>> kuruluşu 1943 senesindeki Satalin-Beriya-Suslov tarafından yok edilen Karaçay Bölgesini tekrar yeniden oluşturmaya başlamıştı. 1991 senisinin 26 Nisan’ında “Göçürülen-sürülen halklar için rehabilitasyon Kanunu” çıkdıktan sonra ise, millet olarak atacağımız her adımın başarıya ulaşması muhtemelen çok kuvvetliydi. Karaçay Bölgesinin kurulması ile ilgili Rusya Devlet Başkanı Yeltsin tarafından çıkarılan (yerel)*kanun da var idi. Gel gör ki bu iş başarılamadı. İş 1957 senesindeki gibi oldu. O zamanki bölge yöneticileri; Karaçayı, Çerkezi, Abazası, Nogaylısı, Rusu hepsi birleşip, Karaçay Bölgesinin kuruluşuna karşı çıktılar. Onlara da kendi yardakçıları destek verdi.

Halkımızın bağımsız cumhuriyet olmasını engelleyen yöneticiler: Karaçay-Çerkez bölgesinin başkanı Hubiy oğlu Vladimir, rusya baş sovyet milletvekili, “Cemaat”in başkanı (<<Karaçay Bölgesini kuruncaya kadar durmayacağım>> deyip de yeminini bozan kişi) Orus oğlu Azret, <<Sürgüne uğramış halkların Konfederasyonu>> başkanı Ali oğlu İsmail. Ve yine bir kesim ki, burda göstermek istiyorum, işte onların soyları, hizmetleri ve Karaçay-Çerkesiyanın cemaatine duyurusu -

"Obraşçeniye k jitelyam Karaçayevo-Çerkesii":

"...Mı ne mojem soglasitsya s proyektom zakona o vosstanovlenii Karaçayevskoy i Çerkesskoy avtonomnıh oblastey v sostave RF...» Savelev V. N. – predsedatel oblsoveta narodnıh deputatov; Tlyabiçev A. R. – zam.predsedatelya oblsoveta narodnıh deputatov; Biyukov M. İ-A. – redaktor gazetı "Nogay davısı"; Kardanov A. H. - predsedatel Adıge-Hablskogo raysoveta narodnıh deputatov; Salpagarov İ. Z. – naçalnik obedineniya "Karaçayevo-Çerkesskagropromstroy"; Skorikov V. A. – pomoşçnik predsedatelya oblsoveta narodnıh deputatov; Skriptsov V. G. – naçalnik upravleniya selskogo hozyaystva respubliki; Fedorov A. İ. –  zav.otdelom oblastnogo Soveta narodnı h deputatov; Fizikov D. A – generalnıy direktor agrofirmı "Übileynaya»; Şidakov İ. B. – gl. vraç oblastnogo onkologiçeskogo dispansera;  Erkenov Ş. H. –  generalnıy direktor proizvodstvennogo obedineniya "Mikrokomponent"; Hubiyev V. İ. – i.o. glavı administratsii KÇSSR; Ozov A. G – pervıy zamestitel i.o. glavı administratsii KÇSSR; Redkin V. P. – pervıy zam.glavı administratsii KÇSSR; Naymanov N. Ü. – zam.glavı administratsii KÇSSR; Kataganov A. E. – upravdelami i.o. glavı administratsii KÇSSR; Luşnikov Ü. M. – prokuror respubliki; Kolesnikov V. M. – naçalnik otdela Ministerstva bezopasnosti po Karaçayevo-Çerkesii; Nikitenko N. G. – predsedatel oblastnogo narodnogo suda; Volkodav A. T. – naçalnik upravleniya vnutrennih del; Aybazov D. H. – redaktor gazetı "Karaçay»; Kardanov M. H. – redaktor gazetı "Çerkesheku"; Starodubtsev YE. A. – redaktor gazetı "Den respubliki"; Aciyev D. Ü. – predsedatel teleradiokomnanii Karaçayevo-Çerkesiya; Kamısovskiy V. F. – predsedatel Çerkesskogo gorsoveta narodnıh deputatov; Solovev V. A. – predsedatel Karaçayevskogo gorsoveta narodnıh deputatov; Strigin V. P. – predsedatel Zelençukskogo raysoveta narodnıh deputatov; Borlakov K. S. – predsedatel MaloKaraçayevskogo raysoveta narodnıh deputatov; Vorobev A. V. – predsedatel Ust-Cegutinskogo raysoveta narodnıh deputatov; Trotsko F. K. – predsedatel Urupskogo raysoveta narodnıh delutatov; Şebzuhov M. N. – predsedatel Habezskogo raysoveta narodnıh deputatov; Bogatırev A. H. – predsedatel Karaçayevskogo raysoveta narodnıh deputatov; Klüşnikov G. M. –  glava administratsii g. Çerkesska; Elkanov B. İ. – glava administratsii g. Karaçayevska; Alaberdov M. Ü. – glava administratsii Adıge-Hablskogo rayona; Polyakov V. İ. – glava administratsii Zelençukskogo rayona; Goçiyayev B. H-A. – i.o. glavı administratsii MaloKaraçayevskogo rayona; Aliyev M. Ş. – glava administratsii Prikubanskogo rayona; Kipkeev M. D. – glava administratsii UstCegutinskoro rayona; Koyçuyev R. İ. – glava administratsii Karaçayevskogo rayona; Şiryayev M. V. – glava administratsii Urupskogo rayona; Argunov O. A. – glava administratsii Habezskogo rayona; Katçiyev A. A. – upravlyayuşçny trestom «KÇSS"; Cegutanov E. H. – predsedatel komiteta po natsionalnoy politike i sredstvam massovoy informatsii ; Hapçayev S. Ü. – zav. obşçim otdelom oblastnogo Soveta narodnıh deputatov; Keçerukov K. A. – zav. organizatsionnım otdelom administratsii KÇSSR.

Gördüğünüz gibi, Karaçay, Çerkez bölgesinin kuruluşu üzerinden Rusya Devlet Başkanı Yeltsin tarafından çıkarılan kanuna ( zakonoproyektine*) karşı gelenlerin hemen hepsi fikir adamı ve yöneticilerdi. Aksi halde bunlar makam koltuklarını terketmek zorunda kalacaklardı. Buyüzden kendi halklarının kaderi ile oynadılar. Karaçay’ın yorumunu kendine bırakmadan, başka halklara sormuş gibi yapıp, onların ise (Karaçay’ın sırtından geçinmeye alışanlar); birlikte yaşamak istiyoruz demeleri ile öz halkımız düzlüğe çıkamadan kaldı. Diğer halkların başkanları ve önde gelenleri, kendi bünyelerini korumakla kalmamış, kendi halklarının kaygı ve endişelerini ön planda tutmuşlar, sadece Karaçay yöneticiler makam koltuklarını halktan ve yurdundan pahalı görmüşler!

Kendi itlik ve hilekarlıklarını gizlemek içinse ne diyorlar:

<<ayrılıyoruz dese idik kan dökülecekti. Yer davaları çıkacak idi. Rus Kazakları, Çerkezler, Abazalar ve Nogaylar da kendimiz cumhuriyet olacağız diyorlardı…>>

Bir kesim ise:

<<"Karaçay-Çerkez Bölgesini" cumhuriyete dönüşmeye bir bırakınız! Ondan sonra “Karaçay’ı” Cumhuriyet statüsüne biz dönüştüreceğiz>> diye yemin ediyorlardı.

Başka bir kesim:

<< Bize Karaçay Bölgesi olmaktan ise Karaçay-Çerkez Cumhuriyeti olmak iyidir>> diye halkın beynini karıştırıyorlardı.

Bir diğer grup ise hiçbir sonuca varmayacak, zararlı, bir o kadar korkunç fikre sahipti:

<<Bize kendimize has bölge kurmak gereksiz, Karaçay-Çerkez Cumhuriyeti’nde biz en büyük millet olarak Çerkezlere ve diğer küçük milletlere beylik yapıp duralım. Kabardey Malkar’ı nasıl yutmak için uğraşıyor ise biz de Çerkezi öyle yutmak için uğraşalım…>>

Bunların hepsi, cahil halkı korkutarak kandırmak için önde gelen yöneticiler tarafından uydurulan hileli yalanlar, bir çeşit büyüdür. “Büyücünün iki hakkı da kendi başına” denilen Nart Sözünü (Atasöz) bir hatırlasalar ya!..

Karaçay-Çerkeziya’nın birlik ve bütünlüğünü korumak için değil, kendi çıkarları gereği yönetimde kalıp koltuklarını korumak için devletin Rehabilitasyon kanununa ( part-sovet nomenklatura) karşı gelerek, halkarı birbirine düşürüp, kan döktürmelerine çok az kaldı. Kendi hilekarlıklarını ve yapdıkları kötü işleri gizlemek içinse, Karaçayın <<Cemaat>> adlı demokrat kuruluşunu tersleyip uğraştılar.

Rehabilitasyon kanununa göre, Karaçay’ın Stalin tarafından yok edilen devletinin yeniden inşa edilmesi gerekir. Sovyet lider Yeltsin, sovyetler parlementosuna, Karaçay Bölgesi’nin kuruluşu hakkında, gerekli belgeyi (zakonoproyekt) çıkarmış idi. (Ondan sonra, sovyet birliğinde kalan diğer milletler gibi, halkın kendi isteği ile, Karaçay Bölgesi da Karaçay Cumhuriyet’ine dönüşecek idi). Bizim önde gelen büyükler ise, kanuna ve kendi halkına karşı gelip, <<Karaçay-Çerkeziya’nın birliğini koruduk>> diye, öğünmeye çalışıyorlar, dahası Karaçayın cumhuriyet olmasını engelleyen sözde önde gelen büyükler ve casuslar için anıtlar dikip duruyorlar. Kendi kılıbıklıklarını, beceriksizliklerini, satma işlerini, akıllıca yapılmış bir iş gibi göstermek istiyorlar.

Kabartı 1920 senesinde Dağ Cumhuriyeti’ni yıkıp, birlikten çıkıp, kendi başına bir bölge olmak için korkmamıştı. Çok geçmeden hiyle ile, fitne ile, zor ile <<orantılı eşit haklara sahip kardeşler gibi yaşayacağız(!)>> diye, Malkarı da kendine katıp, onu lidersiz bırakıp, hakkını yiyerek kurutmaya çalışalı beri kaç zaman geçti! Kardeşliği, orantılı eşitliği, Kabardey şöyle anlıyor: <<Biz Malkarlı’lardan 4 kereye fazlayız. Bu yüzden her bir şey için bizim payımız 4 katı çok olması gerekir>>. İşin gerçeğine baksak, Malkarlı’ların hakkını da yiyip, onları yersiz yurtsuz edip uğraşıyorlar. Nalçik etrafındaki Malkar köylerinin yaylalarını, sabanlarını ele geçirip, karşı gelen Dağlıları (Malkarlılar) öldürüp, dağlarına sahip olmak için uğraşıp, <<eşitliği, kardeşliği>> böyle yaşatıyorlar(!1).

Karaçay Çerkez Cumhuriyetinde Karaçaylar Çerkezlerden dört-beş katı fazladır. Burda ise durum daha bir başkadır: her bir şeyde Çerkezin payı Karaçayınki ile bire-bir eşit veriliyor. Bunu şu şekilde izah edelim; bir Çerkeze bir tabak çorba, dört Karaçaylıya da bir tabak çorba! Çerkezler doyup kuduruken, Karaçaylılar ise kötürem olup gidiyorlar...

Kabardey-Malkar Cumhuriyeti’nde <<her bir adam başına ne düşerse>> deyip, böylelikle Malkar’ı kurutuyorlar. Karaçay-Çerkez Cumhuriyeti’nde <<adam başına göre değil de, halk başına göre olmalı>> deyip, böylelikle Karaçayı kurutuyorlar. Yerlerinden sürgün edilip göçürülen milletler ile sürgün edilemeyen milletlere Rus Yönetimi farklı gözle baktığı için Karaçayı ve Malkarı bugün dahi doğrularını bulamadan, azap çekerek duruyorlar. Karaçay bu durumdan kurtulmak istediği gibi Malkar da Kabardey’den ayrılmak istiyor. Gel gör ki, Karaçay-Malkar Halkını yağmalayıp, haklarını yemesini öğrenenler, ayrılmaya bırakmıyorlar. Kaçan (her zaman) dahi bizim halkımızı yenip, yurdumuza sahip olmak isteyenler, hor niyetlerini bugün de bırakmıyor, emellerine ise yavaş-yavaş yaklaşıyorlar.

1926 senesinde de, ayrılma işi kolay değil idi. Öyleyse de, yurdunu seven adam Gürcü oğlu Kurman, bir taraftan Ali oğlu Ömer’in yanlışını da düzeltip, Karaçay’ı Çerkez’den ayırıp, ayrı bölge (oblast) yapdı. Ali oğlu Ömer bu işe doğru kanaatler sonucunda ulaşıldığını o dönemde yazmıştı. Bu her iki kişiyi (gerçek halk liderleri), 1937’li senelerde milliyetçilere yaptıkları gibi, Stalinci yönetim yok etti. Onlardan sonra halk için, hak için canlarını feda edecek tamata-önder kişi Karaçayda çıkmadı. Onların ardından gelen fikir adamı ve yöneticiler, halklarını-yurlarını değil, kendilerini, yöneticiliklerini (makam koltuklarını) korumaya çalıştılar. Zorluk işte burdadır.

Satılmış casuslar kendi itliklerin gizlemek için ne yapmadılar ne etmediler! <<Karaçayın ayrı devlet olmasını kim sevmez ki, öylesi için kan dökülecek idi. Bizim payımızdan bir parça yeseler dahi, buna sabretmek bizim için daha iyidir…>>. Hayır, bu satılmışlar kendi haklarını mı yedirecekler! Kendi haklarının bir kısmından feragat etmeyi bir tarafa bırakın, (onlar) düşmanlarla bir olup, kendi halkını ve yurdunu gasp edip uğraşıyorlar!

<<Kan dökülecek idi, Kabardey’e vergi ödemesek>> -derse Karça;

<<Kan dökülecek idi, Kızılbek askerden adamlarımızı geri almaya başlarsak>> -derse Tatarkan;

<<Kan dökülecek idi, kadınımı Krım Hanına vermesem>> -derse Açemez;

<<Kan dökülecek idi, gelinimi Kabartı Bey’e seleke etdirmese idim>> derse Kara Mussa;

<<Kan dökülecek idi, Kabartılıya artıklık etdirmezsek>> -derse Cattay;

<<Kan dökülecek idi, Karaçay Millet Okruk’u kurmaya başlasak>> -derse Ali oğlu Ömer;

<<Kan dökülecek idi, Karaçay’ı Çerkez’den ayırıp ayrıca Karaçay Bölgesini kurmaya başlasak>> -derse Gürcü ulu Kurman – … nasıl olurdu? Bizim çöp kadar dahi olsa; bir asaletimiz, bir adamlığımız, bir halk olgumuz kalır mıydı? Kalmaz idi!

Böyle adamlarımız olmasından dolayıdır, yüzyıllardan buyana halkımızın ve yurdumuzun korunup, krallığımızın var olup, başımızı yukarı grurla kaldırıp yürümemiz. Şimdi ise?...

1990’lı yıllarda Karaçay, Çerkezden ayrılıp, bölge ( oblast) olmadan kalmış ise, bunun en büyük günahı Karaçay Çerkez Cumuhuriyeti’nin başkanı Hubiy oğlu Viladimir’indir.

Bir şey geliyor hatırıma. 1980’li yıllarda, Karaçay Gazatesinde çalıştığım sıralarda, Arhız’a yolum düştü. Köylüler şöyle söylemişlerdi: <<Arhız Karaçay’ın en eski yurdu. Şimdi bizi burdan yok edip uğraşıyorlar. Stalin gibi bizi tutuklayıp sürmüyorlar, buradan bizi kendi rızamızla gitmeye zorluyorlar. Yeni ev yapmamıza izin vermiyorlar, eski evlerimizi tamir ettirmiyorlar. Halk, elinden bir şey gelmeyip, çaresizlik içinde, arkada gözü kalmış şekilde, buradan göçüp gidiyor. Bu zorluğa bir çare yok mu?>>.

Gazeteye dönüp, görüp-duyduğumdan haber yazıp, Arhız’lılara söz verdiğim gibi, gazetede yayınlamak istiyorum. Gazetemin baş (zamestitel) redüktörü Hubiy oğlu Abu-Hasan bir diyip iki demiyor: <<(Sanki) Bir tek sen biliyorsun bu problemi. O şekildeki, Karaçay köyünü koruma bölgesinden (doğal koruma bölgesi - krort zona) çıkartmak (tahliye etmek) çok önceden alınmış bir karar. Bizim herhangi bir şey yapmaya gücümüz yok. Bu konu hakkındaki materyalleri gazetede yayınlamaya da müsaede yok!>>.

- Peki Abu-Hasan! Köyün yurdun için sen uğraşmazsan, ben uğraşmazsam, kim uğraşacak?

- Bırak Allah için! Senin öğretmenliğine ihtiyacımız yok! Uğraş verip kral’ı yenecek değiliz, sadece kendi işimizden oluruz. Sen gençsin henüz, ola gelen işleri iyi anlamıyorsun. Durma niyetin yok ise, git de Hubiy oğlu Vladimir İslamoviç ile buluş. Karaçayda en üst makam sahibi O. Kendi de Arhız’lı!

Gidip buluşuyorum. Onun söylediği:

- Ne var o dağ eteğinde sıkışıp durmakta! Ovalara düzlüklere sarksınlar da yaşamı görsünler.

- Vladimir İslamoviç! Doğduğunuz köyü niçin dağıtmak istiyorsunuz? O bölgeler bizim eski yerleşim yerlerimiz. Madem halkı oradan göçürmek istiyorsunuz, aşağı bölgelerde yer verip niçin yardımcı olmuyorsunuz? Kral (rus yönetimi - kremlin) Dağlıları yine göç ettirmek istiyor ise, açıkça niye söylemiyor! Göstersenize kremlinde alınan böyle bir karar var idiyse!>>.

Başkan Hubiy oğlu doğduğu yeri korumaya, önceden alınmış olan kararlara karşı durmak istemiyordu. Ne için derseniz: hemen O’nu işinden çıkaracaklardı. Koltuğunu korumak için O sağır ve dilsiz, doğduğu köy mahzun ve toz duman halde, dağılıyor… Dağlılar sürgünden döndükten sonra, Onları dağlara göndermemek için uğraş veriliyor, buna rağmen dağlık bölge ve köylere gidenlere hiçbir kolaylık sunulmuyor, sözüm ona en başta alınan karar gereği kendi istekleri ile gitmeleri sağlanmaya çalışılıyordu. Aslen karar nerden çıkmış olursa olsun, elinin-yurdunun-halkının yanında yer almayan kişinin, halk adına karar merciinde durma hakkı yoktur… Halkımız işte böyle kişilerin getirdikleri zorluklardan dolayı müzdaripdir.

Arhızda doğmuş, MGU’da çalışan, ekonomi bilimleri doktoru, Profesör Hubiy oğlu Kaysın da Arhız’lıdır. O’nun da kendi köyü için uğraş verdiği söylenemez. <<Bize Karaçay oblast gerekmiyor, bize tek gerekli olan ekonomik (rehabilitasyon) iyileştirmelerdir>> dediği sözleri aklımdan gitmiyor. Nasıl ekonomik rehabilitasyon arıyorsun, köyünü yerle bir ederlerken!... Hubiyoğullarından bu üç kişiyi anmamın sebebi, onlar “yok edilmekte olan Arhız”lı oldukları içindir. Diğer taraftan; biri devlet adamı, ikincisi bilim adamı, üçüncüsü gazeteci; –yapıyoruz deseler, çok şey yapacaklar idi…

Söylediğim gibi, Dağlıları dağlarından ayırıp, onları düzlüklere göç etdirtmek, rus ve başka milletler ile karıştırıp, sürü edip, yok etmek: -Rus İmparatorluğu’nun Kuzey Kafkasya’yı kılıç zoru ile kendine katdığı zamanlardan günümüze gelen bir politikasıdır. Halkları doğdukları yurtlarından göç ettirmek bu politakanın ana hedefidir. Halklar sürgünden geri yerlerine dönecekleri zamanda da, onları dağlarına, dağ yurlarına göndermeme gayreti de bu politikanın bir uygulamasıdır.

<< Tokaoğlu Seyit-Umar (eski Karaçay Oblast’ın başkanı, 1943 senesinde bütün halkı Asya’ya sürdükleri zaman, nedendir bilinmez O’nu sürgün etmeden bırakdılar. –L.B.) 1957 senesinde sürgünden dönen Karaçay halkının büyük bir kısmını dağlara göndermeyerek, Çerkezlerin etrafında güzel, düzlük arazilere yerleştirdi>> diye, onu onere edip, övgüler dizmek doğru değildir. O Karaçay Oblast’ı yeniden kurup, halkı dağ köylüklerine yerleştirip, kremlinden gelen paraları başkalarına yedirmeden, halkına ulaştırsa idi, -işte o zaman onere edilmeye layık olurdu… Yoksa, üst makamlardan gelen gizli ödenekleri saklayarak, halkı ve yurdu için kullanmayıp, halkı düz arazilere yerleştirmek; -bu; halka iyilik yapmak değildir.

Bu politika sadece bizde değil, Çeçenistan’da, İnguşetya’da da süregelmiş. Onlarıda eski dağ köylerine bırakmadan, düzlük bölgelere yerleştirmeye çalıştılar. Malkarlıların ise 80 tane dağ köyü geri kurulamadan kaldı; evlerin temel taşları anıt mezarlar gibi görünüyor bugün. Küçük dağ halklarını yüzyıllar boyu tehlikelerden koruyup duran, olağanüstü “dağlık” bölgelerde kurmuş oldukları dağlık arazilerdeki köyleri idi. Dağlılar düzlüklere şehirlere toplandığında, büyük halkların içinde adetlerini, dillerini de unutup, yutulup, yok olmaya başlıyorlar. <<Dağlı düzde sendeler>> dediğimiz atasözümüzün (nart söz) doğruluğuna her geçen gün şahit oluyoruz.

Halkın kendi köyünü, yurdunu düzenleyip, rahat yaşatmak bir tarafa, <<daha güzel yerlere göçürüyoruz>> diye, halkı köyünden, yurdundan ayırmak –bu kralın (kremlinin) pis politikasıdır, bu politikanın uygulamısına yardımcı olanlar ise içimizdeki hainlerdir. Dağ etekleri yaşam için zor diye, bizi o bölgelerden kovuyorlar da, dünya kadar bir para harcayarak, o bölgeleri koruma altına alıp(!), turistik dinlenme tesileri yapıp, niçin dünyayı bu bölgeye çağırıyorlar! Doğrusu böyledir. Halk kendi Ata Yurdunu hiç kimseye vermemesi gerekir, -bizim yurdumuz bir cennettir, onun için uğraşıyorlar bu cennet yurdumuzu elimizden sıyırmaya, yakınımızdakiler de, uzakdakiler de! Ata yurdumuzu korumadan, Ana dilimizi korumadan, köylerimizi korumadan, -biz halk olgumuzu koruyamayız.


Orijinal Metin: Bilal Laypan
Türkçe Çeviri : Hidayet Bahçe
www.AfyonKaracay.com
<< geri